Ramazan dolayısıyla insanların inancını yaşayıp yaşamaması kendi iradesidir. Zorlamayla sevgi ve inancın anlamı olmaz.
Ancak gelinen noktaya bakınca; ibadeti ve inancı reklama çevirenleri, inanç üzerinden siyasi rant peşinde koşanları görünce, bu anlayışın tedavisinin ne kadar zor olduğunu görmek mümkündür.
Hayatın özü ve şifası, bedenen ve ruhen arınmaktır. İnançlardaki ahlaki arınma da bunu sağlar. Fazla güç, fazla ihtiras, fazla yalakalık, fazla korku; servet, makam, hatta aşırı neşe bile arınmayı yok edebilir.
Albert Camus’nün “insanlık krizi” tanımlaması tam da bunu yansıtır. Ona göre kriz; aptalca ilkelere saplanan, yorgunluğa teslim olan insanların davranışlarında ve yaptıklarında ortaya çıkar. Statü fark etmez. Makamın büyüklüğü ya da küçüklüğü de önemli değildir. Her insanın bir görevi vardır: sefillikle mücadele etmek. Bu sefalet; açlık, adaletsizlik, özgürlüğün korunamaması, yaşama ve yaşatma hakkındaki hukuksuzluklar ve ayrımcılıktır. Asıl sorun, bunları görmeyenlerdir.
Dünün mağdurlarının bugünün mağrurları hâline geldiğini görünce, aklın nasıl bir kirlenmeye uğradığını söylemeden edemiyorum. Hiçbir şeyin değeri ve anlamı yoksa “insan” var olabilir mi?
Devlet kesesinden verilen iftar sofralarının reklamlarına bakınca, ibadeti sahne oyununa çevirenlerin bu hâli nasıl bir inanç anlayışıdır? Açlıkla mücadele ve arınma bu mudur? Sorunları her alanda üretenlerden çözüm beklenir mi? İnsanlar yoksulluk ve sefalet içindeyken, huzur ve güven duygusu zedelenmişken; göstermelik iftar sofraları hangi yaraya merhem olacaktır?
Sorunların sorumluları, vicdanları varsa, çözümü önce burada arasınlar. Teröriste umut hakkı arayanlar, keyfî biçimde suçlu ilan edilenlerin sofralarına da baksınlar. Acılarla yok edilen masumların kapılarını çalsınlar. Hırsızları yakaladığı için suçlu gösterilenlere yapılan adaletsizliği görsünler. Gösterişli inançlarını ve ideolojilerini sorgulayıp geçmişleriyle yüzleşseler daha doğru olmaz mı?
Bereketli topraklarımız üzerinde sömürülen, adaletsizliğe uğrayan, zulüm gören insanlara bakmak; iftar sofralarında verilen fotoğraflardan daha makbul değil midir? İntihar eden bir polisin, vasiyetinde çocuklarını Sedat Peker’e emanet etmesi sorumluları utandırmıyor mu?
Recep Tayyip Erdoğan’ın “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaktır.” sözü, iftar sofralarında hiç mi karşılık bulmuyor? Fakiri görünce işi kadere ve imtihana bağlayanlar; saltanatı kendileri yaşarken aklın arınmaya yönelmesini hiç düşünmezler mi?
Arınma; hakka, hakikate ve iyiliğe yönelmekle olur. Dil ile kalbin zıtlığıyla değil.
Bizim insanımız çileyi, ızdırabı, sefaleti yaşamayı biliyor; boyun büküyor. Ancak bu düzene karşı durmayı beceremiyor. Böylece karakteri, kaderine dönüşüyor.
Bir ülkede sorumlular; adaletsizlikle, keyfî uygulamalarla kimini öldürür, kimine mal taksim eder, kimini de hapishanelerde çürütürse; iftar sofralarındaki gösteriş arınmayı değil, bozulmayı getirir.
22-02-2026
Kemal Albayrak