Kadınların pek çoğu günümüzde tam tanımlayamadıkları bir “şey” de kendilerini eksik hissediyorlar.
Bir tarafa koşunca diğer taraf eksik kalıyor.
Bedenle manayı birleştirmekte zorluk çekiyorlar.
Bu hepimizin malumu! Bilinen bir gerçek!
Evet kıymetli kadın okuyucularım bana kızmanıza gerek yok.
Bugün size asrımızın değil, asırların modeli olan iki kadından bahsedeceğim.
Evet bedeninizde tek ve güzel bir kalp var!
O güzel kalbinizin iki bölümü var ama.
Şimdi siz kalbinizin bir kısmına az sonra söyleyeceğim kadınlardan birini, diğer kısmına da bir diğerini modelleyin.
Alın, yerleştirin ve onların vasıflarını, duygu ve düşüncelerini tanıyın, derim.
Bu iki kadını taşıyın kalbinizde.
İki kadını bir kalpte birleştirin.
Aslında her kadın kalbinde iki kadın taşır.
Biri sever, diğeri anlar.
Biri sabırla kök salar, diğeri merakla dallanır.
Bu iki yön, model almanızı tavsiye ettiğim asırların kadınları Hz. Hatice ve Hz. Âişe’de billurlaşır.
Biri Peygamber’in yalnızlığında güvenli bir sığınak olur, diğeri onun tebliğinde canlı bir hafıza.
Ve her kadının içinde bu iki yön birbiriyle konuşur, duygusal bilgelik ile zihinsel farkındalık.
Hatice, insanın içsel anne figürüdür.
Onun sevgisi, koşulsuz bir kabulün psikolojik yankısıdır.
Herkadının iç sesi bazen Hatice gibidir, “Sana inanıyorum, yorgunsun ama doğru yoldasın.”
O ses, güvenli bağlanmanın özüdür.
İnsanı sabitleyen, “ben buradayım” dedirten güç budur.
Hatice’nin kalbi, psikolojik olarak temel güven duygusunun sembolüdür.
Hayatın belirsizlikleri karşısında içten gelen sükûneti hatırlatır.
O, kabullenmenin, tevekkülün ve iç huzurun nefesidir.
Âişe ise zihnin ışığıdır.
Onun yönü içgüdü değil, idraktir.
Soru sormaktan korkmayan, anlamak isteyen, öğrenen bir bilinç.
Âişe’nin aklı, bireyin içindeki bilişsel benliktir.
Her şeyi sadece kalp gözüyle değil, zihin süzgeciyle de tartar.
Merak eder, yorumlar, üretir.
Bu yön, ruhun büyüme arzusunu temsil eder, çünkü anlamadan iman eden insan eksiktir, iman ettikten sonra anlamaya çalışan ise olgundur.
Psikolojinin penceresini aralayıp baktığımızda, Hatice “duygusal temeli”, Âişe “bilişsel esnekliği” temsil eder.
Birini kaybedersen, ya duyguların taşlaşır ya düşüncelerin köksüzleşir.
Hatice’siz Âişe’nin bilgisi sertleşir, Âişe’siz Hatice’nin sevgisi körleşir.
İnsanın olgunlaşması, bu iki enerjinin aynı ruhta buluşmasıyla olur.
Kalp aklıyla, akıl kalbiyle tanıştığında, iç denge doğar.
Hatice’nin sevgisi güven verir, Âişe’nin zekâsı yön gösterir.
Biri içe döndürür, diğeri dışa taşır.
Biri “ol” der, diğeri “anla.”
Ve ruh, bu iki sesin arasında bir denge kurabildiği ölçüde huzur bulur.
Çünkü sevgi, anlamla birleşmedikçe tutkuya dönüşür. Anlam ise sevgiyle birleşmedikçe kibri artar, ukalalaşır.
İnsanın içsel yolculuğu, Hatice’nin sessiz duasından Âişe’nin canlı merakına uzanan bir hat gibidir.
Biri kalbin derinliğini öğretir, diğeri zihnin açıklığını.
Biri seni sakinleştirir, diğeri seni diri tutar.
Ve ikisi birleştiğinde insan, tam olur.
Sükûnetiyle düşünen, düşüncesiyle hisseden bir varlık.
Belki de insan olmanın sırrı tam burada gizlidir.
Hatice’nin kalbini korurken, Âişe’nin aklıyla yürümek.
Çünkü kalpsiz bir bilgi kibirdir, bilgisiz bir kalp körlük.
Ve ancak bu iki ışık bir araya geldiğinde, hakikat görünür olur.
Haydi bakalım günümüzün arayış içinde olan tek kalpli ama çok anlamlı kadınları.
Kalbinizin bir köşesinde Hatice’yi, diğer köşesini Âişe’yi misafir edin.
Bakın nasıl da güzelleşiyorsunuz!
Vesselam!..