Bazı hayatlar, daha en başından başkalarının verdiği isimlerle anlatılıyor. “Menhuse” de böyle bir isim… Uğursuz, şom, talihsiz anlamlarına gelen bu kelime, aslında bir kadının kim olduğunu değil, toplumun ona bakarken neyi görmeyi tercih ettiğini sorgulatıyor.

Menhuse, çocuklarıyla birlikte hayata tutunmaya çalışan bir anne. Tek başına yaşamını sürdürmeye çalışan kadınların yakından bildiği zorluklarla mücadele ediyor. Geçim sıkıntısı, çocuklarının sorumluluğu, güvenli bir yuva kurma çabası, çevrenin yargıları ve ihtiyaç duyduğunda dayanabileceği bir omuz bulamamak, onun hayatındaki görünmez yüklerden yalnızca birkaçı.

Onun hayali büyük bir servet ya da gösterişli bir gelecek değil. Çocuklarının başını okşayabildiği, korkmadan uyuyabildikleri, sakin ve güvenli bir hayat istiyor. Ancak hayatın yükü ağırlaştıkça, bu sade ve insanca hayal de giderek uzaklaşıyor.

İnsanların kolayca verdiği hükümler

Şarkının ilk dizesinde yer alan, “Yoldan geçse ondan alır sözünü” ifadesi, Menhuse’nin hayatı hakkında insanların ne kadar kolay hüküm verebildiğini anlatıyor.

Onun hikâyesini bilmeden konuşanlar, yaşadıklarını görmeden yorum yapanlar, sözlerini, acılarını ve seçimlerini kendi dünyalarına göre anlamlandırıyor. Menhuse’nin hayatı ise başkalarının verdiği hükümlerden çok daha ağır bir gerçeği taşıyor.

Ardından gelen “Garibinden zenginine gözünü / Kimse bilmez, kim kazana kim yiye” dizeleri ise hayatın adaletsiz terazisini hatırlatıyor. Kimin ne kazanacağı, kimin ne kaybedeceği belli değil. Ancak hayatın bedeli çoğu zaman en yalnız, en savunmasız ve en güçsüz olana çıkıyor.

Murat Dalkılıç'tan açık havada büyük final
Murat Dalkılıç'tan açık havada büyük final
İçeriği Görüntüle

Çöl yalnızlığın simgesine dönüşüyor

“Deli gibi dolanırsın çöllerde” dizesindeki çöl, yalnızca ıssız bir coğrafyayı anlatmıyor. Aynı zamanda insanın sesini duyuramadığı, sığınacak bir kapı bulamadığı iç dünyanın da simgesine dönüşüyor.

Tek başına yaşam mücadelesi veren bir kadın için yalnızlık, yalnızca evin içinde yaşanmıyor. Bazen kalabalıkların ortasında, bazen insanların arasında, bazen de yardım istemeye cesaret edemediği anlarda büyüyor.

Menhuse’nin gözyaşları da bu sessizliğin dili oluyor:

“Durmaz akar gözün yaşı sel gibi.”

O ağlarken hayat devam ediyor. İnsanlar kendi gündelik telaşlarına dönüyor. Ancak onun acısını gerçekten gören ve yanında duran insanların sayısı giderek azalıyor.

Veysel’in dizelerinde direnç var

Eserin üçüncü kıtasında sözü Veysel alıyor:

“Gönül delidir baştan / Üşenmez borandan, ıslanmaz yaştan…”

Burada gönül, aklın hesaplarına sığmayan; fırtınaya, yağmura ve acıya rağmen sevmekten vazgeçmeyen bir güç olarak karşımıza çıkıyor.

“Boğulmaz denizden yanmaz ateşten” dizeleri insanın içindeki direnci anlatırken, “Ateşi kor, közü kendinden olur” sözü ise yaşanan acının izinin insanın içinde taşındığını anlatıyor.

Menhuse de bütün yüklerine rağmen çocukları için ayakta kalmaya, içindeki umudu korumaya çalışıyor. Hayat onu ne kadar zorlarsa zorlasın, anneliğin verdiği güçle tutunmaya devam ediyor.

Bir annenin hayali yarıda kalıyor

Son kıtada ise dünyanın giderek daraldığı hissediliyor.

“Çıkıp gideceğin yer belli değil” sözleri, yalnızca bir yolun tükenişini değil, güvenli bir çıkış bulamamanın çaresizliğini de anlatıyor.

Menhuse’nin önünde çocukları için kurmak istediği bir gelecek var. Ancak erkek şiddeti bu geleceği yarıda kesiyor.

Bir kadın cinayeti, yalnızca bir insanın hayatının sona ermesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda o kadının çocuklarının, ailesinin ve geride bıraktığı herkesin hayatında kapanmayacak yaralar açıyor.

Menhuse’nin hikâyesinde kadın cinayeti; bir kadının güvenliğini sağlayamayan, yalnızlığını ve yardım arayışını zamanında duymayan bir dünyanın ağır sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

“Menhuse” kelimesinin ardında bir insan var

Kemal Ceyhan’ın söz ve müziğini üstlendiği “Menhuse”, bir kadına yakıştırılan “uğursuz” adını onun kaderi olmaktan çıkarıyor.

Eser, o kelimenin arkasında bir anne, bir evlat, bir kardeş ve her şeyden önce yaşamak isteyen bir insan olduğunu hatırlatıyor.

Menhuse’nin hikâyesi yalnızca bir kadının hikâyesi değil. Tek başına yaşam mücadelesi veren kadınların karşılaştığı görünmez yüklerin, şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınların ve geride bırakılan çocukların da hikâyesi.

Gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek kaleme alınan eser, bir kadının sonunu anlatırken aslında daha büyük bir soruyu toplumun önüne bırakıyor:

Bir insanın çığlığını gerçekten duymak için neden onun kaybolmasını bekliyoruz?

Muhabir: Bahar Çelik