Kontrol eden insan güçlü görünür.
Plan yapar, hesap eder ve her ihtimali düşünür. Her şeyin başında olmak ister. Fakat bu güç insana çoğu zaman bir rahatlık değil, bir yorgunluk üretir.
Kontrol eden insan, dünyayı düzenlemek isterken farkında olmadan kendini ve alanını daraltır. Çünkü kontrol, genellikle iradeden değil, kaygıdan doğar.
Psikoloji burada açık konuşur, “Kontrol ihtiyacı, belirsizliğe tahammülsüzlüğün kibar adıdır.”
Kontrolcü zihin, “Ben yapmazsam bozulur. Ben düşünmezsem aksar. Ben kontrol etmezsem dağılır.” diye fısıldar.
Bu cümleler sıradan bir bakışla sorumluluk gibi durur ama derine inildiğinde altından çıkan şey güvensizliktir.
Bilişsel psikoloji bu hâli:
- Aşırı sorumluluk alma,
- Olasılığı felakete bağlama,
- Belirsizliği tehdit gibi algılama, şeklinde anlatır.
Zihin, kontrol ederek rahatlamaya çalışır ama her kontrol girişimi kaçınılmaz olarak bir sonrakini doğurur.
Bu durumda rahatlama geçicidir, gerilim kalıcıdır.
Psikolojide Kontrolün Kökü
Terapi odasında sık duyduğumuz bir cümle vardır, “Her şeyi kontrol edince rahatlıyorum.”
Psikoloji bu cümlenin altını çizer ve der ki “Rahatladığını zannediyorsun ama özgürleşmiyorsun.” Çünkü kontrol, kısa vadede kaygıyı düşürür, uzun vadede kaygının alanını genişletir.
Bağlanma kuramı bize, “Erken dönemde güven duygusu zayıfsa, insan dünyayı tehlikeli bir yer gibi yaşar.” diye söyler.
Ve tehlikeli bir yerde bırakmak değil, tutmak gerekir.
Kontrol, burada bir karakter özelliği değil, öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir.
Güç Kimde?
Kur’an’ın birçok yerinde tekrar edilen bir hatırlatma vardır. İnsan, gücünü abartmaya meyillidir. Yaptığını sahiplenir, sonucu kendine yazar, kontrolü kendinde zanneder.
Her şeyi ben yaptım deme, anlamına gelen ayetlerin bir kaçına bakalım mı beraber?
“Allah izin verirse” demeden hiçbir şey için, “Şu işi yarın yapacağım deme!” (Kehf, 23)
“Bahçene girdiğinde ‘Maşallah, lâ kuvvete illâ billâh (Allah’ın dilediği olur, güç ancak Allah’tandır)’ demen gerekmez miydi?” (Kehf, 39)
Alt metin çok serttir!
“Bu senin eserin değil. Emeğin var ama kudret senin değil.”
“Karun dedi ki , “Bu servet bana ancak bende bulunan bilgi sayesinde verildi.” (Kasas, 78)
Devamını biliyoruz, yerin dibine ibretlik bir şekilde geçirildi.
Kur’an burada şunu söylüyor, “Başarıyı kendine yazarsan, hesabı da tek başına ödersin.”
“Sahip olduğunuz her nimet Allah’tandır.” (Nahl, 53)
Yani, “Ben yaptım” dediğin her şeyin altı fizik olarak da boş, metafizik olarak da...
Haydi bir ayeti daha hatırlayalım.
“…Elinizden çıkana üzülmeyesiniz, size verilene de şımarmayasınız diye…” (Hadid, 23)
Şımarıklık, “Ben yaptım” psikolojisidir. Kur’an bunu daha doğmadan bastırıyor.
Bu ayetler insanı küçültmez. Sadece şunu sorar, “Gerçekten her şey senin elinde mi?”
Psikoloji bu soruyu şöyle çevirir:
“Kontrol edemediğin şeyler için kendini neden sorumlu tutuyorsun?”
Kontrol ihtiyacı çoğu zaman güven değil, korku üretir. Kontrol ihtiyacı arttıkça kaygı azalmaz aksine ince ince kök salar. Çünkü zihin şöyle bir anlaşma yapar kendisiyle:
“Her şeyi kontrol edersem, kötü bir şey olmaz.”
Bu, bilimsel olarak yanlış bir varsayımdır. Çünkü hayat, kontrol edilebilir bir sistem değildir, hayat olasılıklar sahasıdır.
Terapi odasında çok sık gördüğümüz bir tablo şudur, “Kaygılı danışanlar plan yapmada ustadır, lakin gevşemede ve rahatlamada acemidir.”
Kaygılı danışanlar her ihtimali düşünürler ama hiçbirine gerçekten hazırlanmış hissetmezler.
Çünkü kontrol arttıkça belirsizlik ortadan kalkmaz, sadece daha görünür olur.
İşte bu noktada Kur’an, insanın iç dünyasına nokta atışı bir teşhis daha yapar:
“İnsan gerçekten çok hırslı ve sabırsız yaratılmıştır.” (Meâric, 19)
Buradaki “hırs”, sadece maddi bir arzu değildir. Bu, sonucu erkenden sahiplenme isteğidir. Henüz olmamış bir geleceği bugünden yönetme çabasıdır.
Psikolojide buna “control fallacy” denir, yani “kontrol yanılgısı”.
İnsan, etkileyebildiği şeylerle yönettiği şeyleri birbirine karıştırır.
Terapi odamızda şu cümleyi danışanlarımızdan çok duyarız:
“Kontrol etmezsem her şey dağılacak.”
Oysa bazı şeyler kontrol etmeye çalıştığımız için dağılır.
İlişkiler buna en güzel örnektir. Aşırı kontrol, güveni öldürür. Ebeveynlikte, eşlikte, hatta dindarlıkta bile…
Ve tam burada bir hadis, psikolojik bir çerçeve sunar bin dört yüz yıl öncesinden.
“Kalpleri evirip çeviren Allah’tır.”
Hadisin tam metni, “Çünkü kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, onları dilediği şekilde evirip çevirir.”
Bu cümle, kontrol ihtiyacına atılmış en sakin tokattır.
Kalpler senin elinde değildir. Niyetler, duygular, yarınlar… Hepsi senin sorumluluk alanının dışındadır.
ACT terapisi bunu “bırakma” olarak adlandırır. Bırakmak vazgeçmek değildir. Bilakis bırakmak, yetki devridir.
Ve biliyor musunuz, kontrolü bırakmak da bir ibadettir çünkü “İşin sahibi ben değilim!” demeyi gerektirir.
Kur’an bu teslimiyet psikolojisini çok berrak bir şekilde ifade eder:
“Allah dilerse olur, dilemezse olmaz.” (İnsan, 30)
Bu ayet pasiflik çağrısı değildir. Bu ayet, ruhsal sınır çizimidir.
Sağlıklı zihin, “Ben çabalar, uğraşırım, sonuç Allah’ındır” der. Yani, “Ben yön veririm, kaderi yazamam.”
Kontrol ihtiyacı azaldıkça kişi garip bir şey fark eder. Kaygı tamamen gitmez ama sesi kısılır. Zihin daha az bağırır, kalp daha az yorulur.
Çünkü insan, taşıması gerekmeyen yükleri bıraktığında omuzlarında hafif ama onurlu bir ağırlık kalır.
“Sorumluluk!”
Yük Paylaşımı
Bir adam, “Ey Allah’ın Resulü! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim?” diye sordu. Peygamber de, “Önce onu bağla, sonra Allah’a tevekkül et!” buyurdu. (Hadis-i Şerif)
“Deveni bağla, sonra tevekkül et.”
Bu söz, kontrol ile bırakma arasındaki dengeyi kuran bir sözdür.
Ne her şeyi akışa bırak der ne de her şeyi sırtına yükler.
Hadis bize şunu öğretir:
Yapabileceğini yap. Yapamayacağını bırak.
Psikoterapide bu, “kontrol alanı” çalışmasıdır.
Neyin senin sorumluluğun, neyin senin sorumluğun olmadığı ayırt edilir.
Modern çağda birçok insan kaygılıdır çünkü kendi alanı olmayan yükleri de taşımaktadır.
Psikoterapi Ne Yapar?
Terapi, kontrolcü insana “bırak” demez çünkü bu söz tehdit gibi algılanır.
Terapi şunu öğretir:
- Kontrol alanını daraltmayı
- Belirsizliğe küçük dozlarda maruz kalmayı
- Sonucu değil süreci sahiplenmeyi
ACT yani Kabul ve Kararlılık burada devreye girer ve şunu sorar:
“Kontrol etmeye çalıştığın şey, seni hayata yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?”
Bu soru çoğu zaman danışanda ve ortamda bir sessizlik üretir.
Ve o sessizlikte farkındalık başlar. Tedavinin en önemli aşaması işte bu farkındalıktır.
Neden Bu Kadar Kontrol Ediyoruz?
Çünkü çağ belirsiz.
Çünkü hız yüksek.
Çünkü hata affedilmiyor.
Modern insan kontrol ederek hayatta kalmaya çalışıyor ama hayatta kalmak ile yaşamak aynı şey değildir.
Bu noktada psikoloji ile hikmet birleşir:
Her şeyi kontrol eden insan, sonunda hiçbir şeye güvenemez.
Kontrol eden insan kötü niyetli değildir. Sadece yorulmuştur.
Psikoloji mekanizmayı anlatır, Psikoterapi alan açar. Ayet ve hadis ise bize, “Her yük senin değil.” diye fısıldar. Yani kadim gerçeği dümdüz söyler:
“Her sonuç senin sorumluluğun değil.”
Bırakmak, vazgeçmek değildir, bırakmak yerini bilmektir.
Vesselam!..