<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dare Medya</title>
    <link>https://www.daremedya.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafsız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.daremedya.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 11 Aug 2026 23:37:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sporcu sağlık raporunda yeni dönem... Geçerlilik süresi 3 yıla çıktı]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/sporcu-saglik-raporunda-yeni-donem-gecerlilik-suresi-3-yila-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/sporcu-saglik-raporunda-yeni-donem-gecerlilik-suresi-3-yila-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Spor faaliyetlerine katılacak kişilerin sağlık durumlarının değerlendirilmesine ilişkin Sporcu Sağlık Raporları Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni yönetmelikle sporcu sağlık raporu ve sağlık durum belgelerinin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yeniden belirlendi. Sporcu sağlık raporları, aksi belirtilmedikçe 3 yıl; sağlık durum belgeleri ise 1 yıl geçerli olacak.</p>

<p></p>

<p>Yeni düzenlemeyle sporcu lisansı, vize ve transfer işlemlerinde kullanılacak sağlık raporlarının yanı sıra okul ve sosyal amaçlı spor faaliyetlerinde kullanılacak sağlık durum belgelerinin düzenlenme süreci yeniden şekillendirildi.</p>

<p><strong>HANGİ DURUMDA RAPOR, HANGİ DURUMDA BELGE?</strong></p>

<p>Yönetmeliğe göre A grubu spor dallarında her durumda sporcu sağlık raporu düzenlenecek. B grubu spor dallarında ise sağlık bilgi sistemi tarafından kişinin tabip değerlendirmesine yönlendirilmesi halinde rapor alınacak.</p>

<p>Sistemin tabip değerlendirmesine yönlendirmediği durumlarda ve C grubu spor dalları ile okul ve sosyal aktivite amaçlı spor faaliyetlerinde sağlık durum belgesi düzenlenecek.</p>

<p>Başvurular öncesinde e-Devlet veya sağlık bilgi sistemi üzerinden 'spora katılım sağlık durumu değerlendirme formu' doldurulacak ya da güncellenecek.</p>

<p><strong>SAĞLIK GEÇMİŞİ SİSTEM ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRİLECEK</strong></p>

<p>Sağlık durum belgesi başvurularında kişinin beyanlarının yanı sıra sistemde yer alan hastalık tanıları, kullanılan ilaçlara ilişkin raporlar, sağlık raporları ve aşılama bilgileri elektronik ortamda değerlendirilecek.</p>

<p>Sağlık açısından tabip değerlendirmesi gereken bir durum tespit edilirse kişi, sağlık raporu düzenlemeye yetkili sağlık kuruluşuna sevk edilecek.</p>

<p>Sporcu sağlık raporları yalnızca Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, üniversitelerin sağlık uygulama ve araştırma merkezleri, aile hekimliği birimleri ile mevzuata göre yetkilendirilen özel hastane ve tıp merkezlerinde düzenlenebilecek.</p>

<p><strong>RAPOR 3 YIL, BELGE 1 YIL GEÇERLİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yönetmeliğin dikkat çeken düzenlemelerinden biri de geçerlilik süreleri oldu. Sporcu sağlık raporu, tabip tarafından daha kısa süreli kontrol öngörülmediği takdirde 3 yıl süreyle geçerli olacak. Sağlık durum belgesinin geçerlilik süresi ise 1 yıl olacak. Ancak kişinin sağlık durumunda değişiklik olması veya spor faaliyetinin gerçekleştirileceği kurumun gerekçeli talepte bulunması halinde rapor ya da belge süresi dolmadan yeniden düzenlenebilecek. Daha önce düzenlenmiş sporcu sağlık raporları ise raporda belirtilen sürenin sonuna kadar geçerliliğini koruyacak.</p>

<p>Söz konusu yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260811-2.htm" rel="nofollow"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/sporcu-saglik-raporunda-yeni-donem-gecerlilik-suresi-3-yila-cikti</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/08/sporcu-saglik-raporunda-yeni-donem-gecerlilik-suresi-3-yila-cikti.webp" type="image/jpeg" length="70918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Hazımsızlık' sanılıyor, safra kesesi iltihabı çıkıyor]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/hazimsizlik-saniliyor-safra-kesesi-iltihabi-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/hazimsizlik-saniliyor-safra-kesesi-iltihabi-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karnın sağ üst bölümünde başlayan ve sırta, sağ omuza ya da sağ kürek kemiğinin altına yayılan şiddetli ağrı, zaman zaman hazımsızlık veya gaz sancısıyla karıştırılabiliyor. Ancak saatlerce devam eden bu ağrı, safra kesesi iltihabının (akut kolesistit) habercisi olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerce süren, sırta veya sağ omuza yayılan şiddetli karın ağrısı basit bir hazımsızlık olmayabilir. Uzmanlar, özellikle ateş, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği ağrıların akut kolesistit belirtisi olabileceği uyarısında bulunuyor. Tedavide ilk 72 saatin kritik olduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, gecikmiş vakalarda safra kesesinde delinme, karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi hayati risklerin ortaya çıkabileceğini belirtiyor.</p>

<p></p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, özellikle ağrıya ateş, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtiyor. Erken tanı ve uygun cerrahi tedaviyle hastaların çoğunun kısa sürede sağlığına kavuşabildiğini ifade eden Çalıkoğlu, gecikmiş vakalarda ise ciddi komplikasyonların gelişebileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>VAKALARIN YÜZDE 90-95'İNDE NEDEN SAFRA TAŞI</strong></p>

<p>Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayarak özellikle yağlı yiyeceklerin sindirimine yardımcı oluyor. Safranın içeriğindeki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkaması ise içeride safra birikmesine ve safra kesesi duvarında iltihaplanmaya yol açabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Çalıkoğlu, safra taşlarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü ifade ediyor.</p>

<p>Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilirken, bu kişilerin önemli bir bölümünde herhangi bir belirti görülmüyor. Ancak bazı hastalarda safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar gelişebiliyor.</p>

<p>Taşsız safra kesesi iltihabının da görülebildiğini belirten Çalıkoğlu, bu durumun özellikle yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabildiğini, bazı enfeksiyonların ve nadiren başka hastalıkların da tabloya neden olabildiğini aktarıyor.</p>

<p><strong>KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabının kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık 2-3 kat daha fazla görüldüğü belirtiliyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve gebelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması bu farkın nedenleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da safra taşı ve buna bağlı komplikasyonların riskini artırabiliyor.</p>

<p>Akut kolesistitin en önemli belirtilerinden biri, özellikle yağlı yemeklerin ardından başlayan ve karnın sağ üst bölümünde hissedilen şiddetli ağrı. Ağrı giderek şiddetlenebiliyor ve sağ omuz, sağ kürek kemiğinin altı veya sırta yayılabiliyor. Bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş de tabloya eşlik edebiliyor. Hastalık ilerlediğinde titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor.</p>

<p>Dr. Çalıkoğlu, saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısının basit bir gaz sancısı veya hazımsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, özellikle ateş ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p><strong>TANIDA İLK TERCİH ULTRASON</strong></p>

<p>Akut kolesistit şüphesinde öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayenesi değerlendiriliyor. Kan testleriyle enfeksiyon bulguları araştırılırken, görüntülemede ise genellikle karın ultrasonografisi ilk tercih oluyor.</p>

<p>Ultrason sayesinde safra taşları, safra kesesi duvarındaki kalınlaşma, çevresindeki sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren diğer bulgular büyük ölçüde tespit edilebiliyor. Gerekli durumlarda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri tetkiklerden de yararlanılabiliyor.</p>

<p>Tedavide ilk aşamada damar yoluyla sıvı desteği, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik uygulanıyor. Ancak bu tedavilerin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Çalıkoğlu, uygun hastalarda kalıcı tedavinin safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılması olduğunu belirtiyor. Çalıkoğlu, safra kesesinde taşların bulunmaya devam etmesi halinde tekrarlayan iltihap atakları riskinin sürdüğünü ifade ediyor.</p>

<p><strong>İLK 72 SAAT KRİTİK</strong></p>

<p>Akut safra kesesi iltihabında zamanında müdahalenin önemine dikkat çeken Dr. Çalıkoğlu, uluslararası cerrahi kılavuzların, ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu bulunmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyatın, cerrahi işlemin daha güvenli yapılmasına, hastanede kalış süresinin kısalmasına ve komplikasyon riskinin azalmasına katkı sağladığını belirten Çalıkoğlu, gecikmenin ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinmeye ve daha zorlu cerrahi süreçlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Safra kesesi ameliyatlarının büyük bölümünün laparoskopik, yani kapalı yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Çalıkoğlu, bu yöntemde karın duvarına birkaç küçük kesi açıldığını ifade ediyor.</p>

<p>Kapalı ameliyatın daha az ağrı, daha düşük enfeksiyon riski, günlük yaşama daha kısa sürede dönüş ve daha iyi kozmetik sonuç gibi avantajlar sunduğu belirtiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, özellikle saatlerce süren ve sağ üst karın bölgesinde hissedilen şiddetli ağrıya ateş, bulantı veya kusmanın eşlik etmesi halinde belirtilerin ihmal edilmemesi ve en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/hazimsizlik-saniliyor-safra-kesesi-iltihabi-cikiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/08/hazimsizlik-saniliyor-safra-kesesi-iltihabi-cikiyor.webp" type="image/jpeg" length="38622"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğun diş sağlığı sadece fırçalamaktan ibaret değil]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/cocugun-dis-sagligi-sadece-fircalamaktan-ibaret-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/cocugun-dis-sagligi-sadece-fircalamaktan-ibaret-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığının erken yaşta kazandırılması, ilerleyen dönemlerde ortaya çıkabilecek ağız ve diş sağlığı problemlerinin önlenmesinde önemli rol oynuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ağız ve diş sağlığının temelleri süt dişlerinin çıkmasıyla atılıyor. Uzmanlar; düzenli diş fırçalamanın yanı sıra beslenme, ekran kullanımı, duruş bozuklukları ve ağızdan nefes alma alışkanlığının da çene ve diş gelişimi üzerinde etkili olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Uzmanlara göre ilk süt dişlerinin çıkmaya başladığı 6-12 aylık dönemden itibaren ağız hijyeni bir rutin haline getirilmeli.</p>

<p>Yaklaşık 2,5-3 yaşlarında tamamlanan 20 süt dişinin düzenli temizlenmemesi, çürük ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. 'Nasıl olsa değişecek' düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken uzmanlar, süt dişlerinin sağlıklı olmasının çocuğun beslenmesi, konuşması, çene gelişimi ve ileride çıkacak daimi dişlerin doğru şekilde sürmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor.</p>

<p><strong>DİŞ FIRÇALAMAYI ZORUNLULUK DEĞİL, RUTİN HALİNE GETİRİN</strong></p>

<p>Çocukların alışkanlık kazanmasında ebeveynlerin rolü büyük. Özellikle küçük yaşlarda anne ve babalarını örnek alan çocukların, diş fırçalamayı ailece gerçekleştirilen keyifli bir rutine dönüştürmeleri öneriliyor.</p>

<p>Diş fırçalamanın ceza veya zorunluluk şeklinde sunulmaması gerektiğini belirten uzmanlar, daimi dişlerin tamamlanmasına kadar fırçalama sürecinin ebeveyn kontrolünde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Diş macunu miktarının da yaşa göre ayarlanması gerekiyor. 3 yaşına kadar pirinç tanesi, 3-6 yaş arasında ise bezelye tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması öneriliyor. Dişlerin günde iki kez doğru teknikle fırçalanmasının yanı sıra düzenli diş hekimi kontrollerinin de ihmal edilmemesi gerekiyor.</p>

<p><strong>PROBİYOTİKLER DESTEK OLABİLİR AMA DİŞ FIRÇALAMANIN YERİNİ TUTMAZ</strong></p>

<p>Güncel araştırmalar, belirli probiyotik suşlarının çürüğe neden olan bazı bakterilerin seviyesini azaltabileceğine işaret ediyor. Probiyotiklerin tükürük akışı, pH dengesi ve tamponlama kapasitesi üzerinde olumlu etkileri olabileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak uzmanlar, probiyotiklerin düzenli diş fırçalamanın alternatifi olmadığının altını çiziyor. Sağlıklı ağız için temel yaklaşımın doğru fırçalama, dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri olduğu vurgulanıyor.</p>

<p><strong>EKRAN KARŞISINDA YEMEK ÇÜRÜK RİSKİNİ ARTIRABİLİR</strong></p>

<p>Tablet ve telefonların çocukların günlük yaşamında daha fazla yer alması, ağız ve diş sağlığı açısından da yeni riskleri beraberinde getiriyor. Ekran karşısında yemek yiyen çocukların yiyecekleri ağızlarında daha uzun süre bekletebildiğine dikkat çekiliyor. Özellikle şeker ve karbonhidrat içeren gıdaların ağızda uzun süre kalması çürük riskini artırabiliyor. Ekran karşısında yemeğe odaklanılmaması, ağız açık yemek yeme gibi alışkanlıkların gelişmesine de neden olabiliyor.</p>

<p><strong>YANLIŞ DURUŞ ÇENE GELİŞİMİNİ ETKİLEYEBİLİR</strong></p>

<p>Uzun süre tablet veya telefon kullanan çocuklarda cihazın göz hizasının altında tutulması, başın sürekli öne eğilmesine yol açabiliyor. Uzmanlar, uzun süreli yanlış duruşun boyun postürü, solunum fonksiyonları ve çene gelişimi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Diş sıkma, travmalar ve postür bozuklukları çene eklemi sorunlarının nedenleri arasında gösterilirken; çene hareketlerinde kısıtlılık, çiğneme sırasında zorlanma veya eklemden ses gelmesi gibi belirtilerin dikkate alınması gerekiyor.</p>

<p><strong>AĞIZDAN NEFES ALMAYA DİKKAT</strong></p>

<p>Uzun süreli ekran kullanımıyla birlikte bazı çocuklarda ağızdan nefes alma alışkanlığının da görülebileceği belirtiliyor. Ağızdan nefes alma, dilin doğru pozisyonda bulunmasını engelleyerek üst çene gelişimini etkileyebiliyor. Erken fark edilmeyen bu durumların ilerleyen dönemlerde çene darlıkları, kapanış bozuklukları ve yüz gelişimiyle ilgili sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Uzmanlar, ebeveynlere çocuklarının yalnızca dişlerini değil; nefes alma biçimini, duruşunu, beslenme ve ekran alışkanlıklarını da takip etmelerini öneriyor. Erken yaşta kazanılan doğru ağız bakım alışkanlıklarının ise çocukların yaşam boyu ağız ve diş sağlığını korumada en önemli adımlardan biri olduğu belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/cocugun-dis-sagligi-sadece-fircalamaktan-ibaret-degil</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/08/cocugun-dis-sagligi-sadece-fircalamaktan-ibaret-degil.webp" type="image/jpeg" length="65865"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yağış sonrası deniz uyarısı! Bulanık ve kötü kokulu suda yüzmeyin]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/yagis-sonrasi-deniz-uyarisi-bulanik-ve-kotu-kokulu-suda-yuzmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/yagis-sonrasi-deniz-uyarisi-bulanik-ve-kotu-kokulu-suda-yuzmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğun yağışların ardından deniz suyu kalitesinde değişiklikler yaşanabileceğine dikkat çekildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yoğun yağışların ardından yağmur sularıyla taşınan mikroorganizmaların deniz suyunu etkileyebileceğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya, özellikle dere ağızları, yağmur suyu kanalları ve şehir kıyılarında enfeksiyon riskinin artabileceği uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya, yağmur sularıyla sokaklarda, toprakta ve atık alanlarında bulunan mikroorganizmaların denize taşınabileceğini söyledi.</p>

<p>Kanalizasyon altyapısının yetersiz kaldığı bölgelerde atık suların denize karışma ihtimalinin bulunduğunu belirten Çetinkaya, özellikle şehir kıyıları, dere ağızları ve yağmur suyu kanallarının yakınlarında enfeksiyon riskinin artabileceğini ifade etti.</p>

<p><img height="1100" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/08/06/1786000082-asm-aytaccetinkaya-gorseli-1786028182-549-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Her yağış sonrası tüm sahillerin riskli olduğu değerlendirmesinin doğru olmadığını vurgulayan Çetinkaya, 'Su bulanık veya kötü kokuluysa, bölgede yüzme yasağı varsa ya da yoğun yağış yeni sona ermişse denize girmemek daha güvenli kabul edilir' dedi.</p>

<p><strong>DENİZ SUYU YUTULMASINA DİKKAT</strong></p>

<p>Deniz suyu yutmanın çoğu sağlıklı kişide ciddi bir soruna yol açmayabileceğini belirten Çetinkaya, kirli sularda bakteri, virüs veya parazitlerin bulunabileceğine dikkat çekti. Kirlenmiş deniz suyunun ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi sindirim sistemi sorunlarına neden olabileceğini aktaran Çetinkaya, özellikle çocukların yüzerken daha fazla su yutabildiği için daha dikkatli olunması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Deniz suyu yutulmasının ardından şiddetli veya uzun süren ishal, yüksek ateş, sürekli kusma ya da belirgin sıvı kaybı görülmesi halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/yagis-sonrasi-deniz-uyarisi-bulanik-ve-kotu-kokulu-suda-yuzmeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/08/yagis-sonrasi-deniz-uyarisi-bulanik-ve-kotu-kokulu-suda-yuzmeyin.webp" type="image/jpeg" length="27552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağustos sıcaklarında sağlıklı kalmak için... Bu önerilere dikkat!]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-bu-onerilere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-bu-onerilere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcakları her yıl daha uzun sürüyor, etkisi ise daha sert hissediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uz. Dr. Yasin Bakcan, aşırı sıcaklarda sağlık risklerini önlemek için 10 öneride bulundu. Uz. Dr. Bakcan; su tüketimi, beslenme, klima kullanımı ve sıcak çarpması belirtileri konusunda kritik uyarılarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Ağustos ayında daha da artan aşırı sıcaklar; bireylerin yaşam konforunu azaltmanın yanı sıra sıcak çarpmasından kalp ve böbrek sorunlarına kadar ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar için tehlike oluşturan bu dönemde alınacak basit ancak etkili önlemler, sağlığı korumada kritik rol oynuyor.</p>

<p><img height="605" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/08/03/1785737790-uzm-dr-yasin-bakcan-jpg-1785742065-908-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uz. Dr. Yasin Bakcan, yaz aylarını güvenli ve sağlıklı geçirmek için dikkat edilmesi gereken 10 önemli öneriyi sıraladı.</p>

<p><strong>1. GÜNÜN EN SICAK SAATLERİNDE DIŞARI ÇIKMAYIN</strong><br />
Yaz aylarında güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatleri, sıcaklığın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Mümkünse bu saatlerde dışarı çıkılmamalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa gölgede kalınmalı, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, şapka kullanılmalıdır. Park halindeki araçlarda çocuklar, yaşlılar veya evcil hayvanlar hiçbir koşulda bırakılmamalıdır.</p>

<p><strong>2. SUSAMAYI BEKLEMEYİN, GÜN BOYU DÜZENLİ SU TÜKETİN</strong><br />
Sıcak havalarda sıvı ihtiyacı belirgin şekilde artar. Günlük su tüketimi kişinin yaşı, kilosu ve sağlık durumuna göre değişmekle birlikte, kilogram başına en az 30 ml olmalı; çoğu yetişkin için bu miktar yaklaşık 3 litreye kadar çıkabilmektedir. Su tek seferde değil, gün içine yayılarak tüketilmelidir. Susamayı beklemek ise vücudun sıvı kaybetmeye başladığının önemli bir göstergesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. SICAK ÇARPMASININ BELİRTİLERİNİ VE SONUÇLARINI BİLİN</strong><br />
Sıcak çarpması, yaz aylarının en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, davranış değişiklikleri, aşırı halsizlik, ağız kuruluğu, terlemenin azalması ve vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkması en önemli belirtiler arasındadır. İlk soğutma uygulamalarına rağmen belirtiler düzelmiyor ya da bilinç değişikliği gelişiyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Aşırı sıcağa maruz kalınması sonucunda ısı krampları, ısı yorgunluğu, ısı senkopu, rabdomiyoliz ve ısıya bağlı döküntüler gibi hastalıkların yanı sıra; kalp, dolaşım, solunum, böbrek ve sinir sistemini etkileyen sağlık sorunları, psikiyatrik etkiler ve uyku bozuklukları da görülebilir. Duruma erken müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliği gibi hayati risk oluşturan ciddi tabloların gelişebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>4. YAZ AYLARINDA BESLENMENİZİ HAFİFLETİN</strong><br />
Ağır, yağlı ve kızartılmış yiyecekler yerine sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, taze sebzeler ve zeytin; ana öğünlerde ise ızgara veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış yemekler tüketilmelidir. Sebze ve meyveler vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Uzun süre aç kalınmasına neden olan şok diyetlerden de kaçınılmalıdır.</p>

<p><strong>5. İÇECEK SEÇİMİNİZİ DİKKATLİ YAPIN</strong><br />
Çay, kahve ve gazlı içecekler günlük su ihtiyacını karşılamaz. Aşırı tüketildiklerinde sıvı dengesini olumsuz etkileyebilir. Yaz aylarında suyun yanı sıra ayran, süt, sade maden suyu ve şekersiz komposto gibi içecekler daha doğru seçeneklerdir. Gün boyu yeterli miktarda sıvı alınmasına dikkat edilmeli; özellikle idrar söktürücü etkisi bulunan alkol ve kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.</p>

<p><strong>6. KRONİK HASTALIĞINIZ VARSA SICAKLARA KARŞI DAHA DİKKATLİ OLUN</strong><br />
Hipertansiyon, diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak havalardan daha fazla etkilenebilir. Bu nedenle serin ortamlarda bulunmaları, düzenli sıvı tüketmeleri ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları önem taşır. İlaç dozlarında veya kullanım saatlerinde değişiklik yapılması gerekiyorsa mutlaka hekim görüşü alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. KLİMAYI DOĞRU KULLANIN</strong><br />
Klimalar doğru kullanıldığında sıcak havaların olumsuz etkilerini azaltır. Ancak filtrelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve ortam sıcaklığının dış ortamla aşırı fark oluşturmayacak şekilde, yaklaşık 23 derecede tutulması gerekir. Ani sıcaklık değişimleri çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir.</p>

<p><strong>8. HALSİZLİK VE BAŞ AĞRISINI HAFİFE ALMAYIN</strong><br />
Yaz aylarında görülen halsizlik, baş ağrısı ve tansiyon düşüklüğü çoğu zaman sıvı ve elektrolit kaybından kaynaklanır. Ancak yeterli sıvı alımına rağmen bu şikâyetler devam ediyor ya da göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, bilinç bulanıklığı, bulantı ve kusma gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>9. SICAK ÇARPMASINDA İLK MÜDAHALEYİ ÖĞRENİN</strong><br />
Sıcak çarpması yaşayan kişi derhal serin bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı ve üzerine ılık su uygulanarak buharlaşma yoluyla soğutulmalıdır. Bilinci açıksa su verilebilir. Ancak bilinci kapalı kişilere ağızdan sıvı verilmemeli; kolonya dökmek veya buz gibi suyla ani soğutma uygulamak gibi yanlış yöntemlerden kaçınılmalıdır. Eş zamanlı olarak acil sağlık desteği istenmelidir.</p>

<p><strong>10. ÇOCUKLARI SICAK HAVALARDA DAHA YAKINDAN TAKİP EDİN</strong><br />
Çocuklar, sıvı kaybından yetişkinlere göre daha hızlı etkilenebilir. Bu nedenle günün en sıcak saatlerinde dışarıda kalmamaları, sık sık su içmeleri, ince ve açık renkli kıyafetler giymeleri ve şapka kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca oyun sırasında düzenli dinlenme molaları vermeleri teşvik edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler yerine su tüketmeleri konusunda desteklenmeleri büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-bu-onerilere-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/08/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-bu-onerilere-dikkat.webp" type="image/jpeg" length="49473"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcaklarında demans riski artıyor]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/yaz-sicaklarinda-demans-riski-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/yaz-sicaklarinda-demans-riski-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada 55 milyondan fazla kişi demans, bir başka deyişle bunama sorunu yaşıyor. Bu sayının nüfusun yaşlanmasıyla birlikte hızla artması ve 2050'ye kadar 139 milyona ulaşması bekleniyor.</p>

<p>Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor. En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu,</strong> yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, 'Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır. Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir' diyor. <strong>Dr. Fikri Halaçoğlu, </strong>aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40'a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. <strong>Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, </strong>yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>SUSUZ KALMAK</strong></p>

<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, 'Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir' diyor.</p>

<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>

<p>Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 - 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın. Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin.Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/yaz-sicaklarinda-demans-riski-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/yaz-sicaklarinda-demans-riski-artiyor.webp" type="image/jpeg" length="81981"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın boğaz enfeksiyonuna yol açan 7 hata!]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, boğazda yanma hissi, ses kısıklığı, ateş, halsizlik ve boyunda lenf bezlerinde şişlik gibi belirtilerle ortaya çıkan enfeksiyonlar yaşam kalitesini düşürürken, tedavisi ihmal edildiğinde daha büyük sorunlara yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık, yazın boğaz enfeksiyonuna yol açan 7 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p> Yaz aylarında dışarıdaki yüksek sıcaklıkla klimalı ortamlar arasındaki ani sıcaklık değişimi, boğaz mukozasının kurumasına ve tahriş olmasına yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüz, boyun veya göğüs bölgesine üflemesi boğaz şikayetlerini artırabiliyor. Uzun süre çok soğuk ortamlarda bulunmaksa üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle klima sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulması ve hava akımının doğrudan kişiye gelmemesi büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Yeterince su içmemek</strong></p>

<p>Sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudun sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli su tüketilmediğinde boğaz mukozası kuruyabiliyor ve mikroplara karşı koruyucu bariyer zayıflayabiliyor. Kuruyan boğaz dokusu tahrişe daha açık hale gelirken enfeksiyon etkenlerinin yerleşmesi de kolaylaşabiliyor. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su içerek boğazın nemli kalması büyük önem taşıyor. Özellikle sıcak yaz günlerinde günlük sıvı ihtiyacının karşılanması, boğaz sağlığını korumanın en basit ama en etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>Ortak alanlarda hijyene dikkat etmemek</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tatil bölgeleri, havuz kenarları, toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri ve kalabalık kapalı alanlar virüslerin kişiden kişiye yayılması için uygun ortam oluşturabiliyor. Ellerin sık temas ettiği yüzeylerden sonra ağız, burun veya gözlere dokunulması bulaş riskini artırabiliyor. El hijyenine özen göstermek, ortak kullanım alanlarında dikkatli davranmak ve gerekli durumlarda el dezenfektanı kullanmaksa yaz aylarında görülen enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağlıyor.</p>

<p><strong>Aşırı soğuk içecekleri hızlı tüketmek</strong></p>

<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Kalaycık 'Özellikle yaz aylarının önde gelen lezzeti dondurma toplumdaki yaygın kanının aksine tek başına boğaz enfeksiyonuna neden olmaz. Burada sorun dondurmanın aşırı ve kontrolsüz tüketimidir. Soğuk içeceklerde olduğu gibi dondurmanın da çok hızlı ve aşırı miktarda tüketilmesi, boğazın ani sıcaklık değişimine maruz kalarak boğaz dokusunda tahrişe, boğaz ağrısı ve yanma hissine neden olabiliyor. O nedenle içecekleri çok soğuk ve hızlı tüketmemek, dondurmayı da ağızda ısıtmak ve üzerine bir bardak ılık su içmek fayda sağlayacaktır' diyor.<strong> </strong></p>

<p><strong>Uykusuzluk ve yoğun tempoda mola vermemek</strong></p>

<p>Yaz tatilinde değişen uyku düzeni bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Geç saatlere kadar uyanık kalmak ve yoğun tempoda mola vermemek vücudun enfeksiyonlara karşı savunma gücünü azaltabiliyor. Yeterli uyku alınmadığında yalnızca halsizlik ve dikkat dağınıklığı değil, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskinde de artış görülebiliyor.</p>

<p><strong>Islak mayo ve terli kıyafetleri değiştirmemek</strong></p>

<p>Deniz veya havuz sonrası ıslak mayo ile uzun süre oturmak ya da terli kıyafetleri değiştirmeden saatler geçirmek, vücudun ani ısı değişimlerine maruz kalmasına neden olabiliyor. Bu durum üst solunum yollarında hassasiyeti artırarak bazı kişilerde boğaz ağrısı şikayetlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yüzme sonrası mayo ya da bikiniyi, ayrıca terli kıyafetleri mutlaka değiştirmek gerekiyor.</p>

<p><strong>Sigara dumanına maruz kalmak</strong></p>

<p>Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık 'Özellikle yaz aylarında klima kullanılan kapalı alanlar, kalabalık sosyal ortamlar ve yetersiz havalandırma nedeniyle sigara dumanına uzun süreli maruziyet (pasif içicilik) daha yoğun hale gelebiliyor. Tütün ürünleri ve elektronik sigara, boğaz ve solunum yollarını kaplayan koruyucu mukozayı tahriş ederek enfeksiyonlara karşı doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor. Yapılan çalışmalara göre; bu tür zararlı alışkanlıkları olanlarda ve pasif içicilerde boğaz kuruluğu, tahriş ve öksürük gibi şikayetler daha kolay tetiklenebilirken, üst solunum yolu enfeksiyonları da daha sık görülüyor' diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata.webp" type="image/jpeg" length="92446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz tatilcilere omega-3 uyarısı]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/yaz-tatilcilere-omega-3-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/yaz-tatilcilere-omega-3-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatili, çocukların dinlenip yenilendiği önemli bir dönem olsa da beslenme düzenindeki değişiklikler bazı temel besin öğelerinin yetersiz alınmasına neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, tatile gidenleri uyararak, 'Yaz tatilinde omega-3 desteği, çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimini korumaya yardımcı olabilir.' dedi.</p>

<p>Özellikle deniz kenarında tatil yapmayan ya da balık tüketmeyi sevmeyen çocuklarda omega-3 yağ asitlerinin eksik alınması, gelişim süreci açısından dikkat edilmesi gereken konular arasında yer alıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Omega-3 yağ asitleri vücudumuzda sentezlenemediği için dışardan mutlaka alınmalıdır. Özellikle çocuklarda beyin sağlığı, erişkinlerde de kalp damar sağlığını korunması için kaliteli omega-3 alımı dünya sağlık örgütün tarafından da önerilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Yaz aylarında da balık yağı vermek gerekir!</strong></p>

<p style="text-align:justify">Beyinde omega-3 depolanamaz ve günlük alınması gerekir. Bu bakımdan yaz aylarında da çocuklarımıza omega-3 kaynaklarını besin veya gıda takviyesi olarak sunmak gelişim açısından oldukça önemlidir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Hekim İlaç CEO'su ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı <strong>Dr. Murat Doğan</strong>, omega-3 yağ asitlerinin yalnızca okul döneminde değil yaz aylarında da çocukların gelişimini destekleyen önemli besin öğelerinden biri olduğunu belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Beyin gelişiminin en önemli destekçilerinden biri</strong></p>

<p style="text-align:justify">Omega-3 yağ asitlerinin özellikle DHA ve EPA bileşenleri sayesinde çocukların beyin gelişimi, öğrenme süreçleri, dikkat becerileri ve görme fonksiyonlarının desteklenmesinde önemli rol oynadığını belirten Dr. Murat Doğan, şu değerlendirmeyi yaptı: <em>'Çocukların beyin gelişimi yalnızca eğitim döneminde değil yılın her gününde devam eder. Yaz tatilinde okul stresi azalsa da beynin gelişim süreci devam ettiği için doğru beslenme büyük önem taşır. Haftada en az iki kez yağlı deniz balığı tüketilmesi öneriliyor. Ancak birçok çocuk ya balığı sevmiyor ya da tatil döneminde bu besine yeterince ulaşamıyor.'</em></p>

<p><strong>Yaz tatilinde beslenme düzeni değişiyor</strong></p>

<p style="text-align:justify">Tatilde fast-food tüketiminin artması, düzensiz öğünler ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının zayıflaması nedeniyle çocukların omega-3 alımının daha da azalabildiğine dikkat çeken Dr. Doğan, <em>'Ailelerin çocuklarının günlük beslenmesini planlarken bu konuya özellikle dikkat etmeleri gerekiyor.</em> <em>Omega-3, çocukların sadece zihinsel performansını değil bağışıklık sistemini, kalp-damar sağlığını ve genel gelişimini de destekleyen değerli yağ asitlerinden biridir. Yaz aylarında hareketlilik artsa bile beslenme kalitesi düşmemelidir' </em>dedi.</p>

<p><strong>Ailelere 5 önemli öneri</strong></p>

<p>Dr. Murat Doğan, yaz tatilinde çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek için ailelere şu önerilerde bulundu:</p>

<p>Haftada en az iki kez yağlı deniz balığı tüketmeye özen gösterin. Tatilde fast-food yerine dengeli ve doğal beslenmeyi tercih edin. Çocukların açık havada fiziksel aktivite yapmasını destekleyin. Yeterli su tüketimi ve düzenli uyku alışkanlığını ihmal etmeyin. Balık tüketemeyen çocuklarda omega-3 desteği konusunda mutlaka çocuk hekiminize danışın.</p>

<p><strong>'Sağlıklı gelişim tatilde de devam eder'</strong></p>

<p style="text-align:justify">Dr. Murat Doğan sözlerini şöyle tamamladı: <em>'Yaz tatili yalnızca dinlenme dönemi değildir; çocukların büyüme ve gelişimlerinin kesintisiz devam ettiği önemli bir süreçtir. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının korunması, yeterli omega-3 alımı ve bilinçli aile yaklaşımı çocukların hem bugünkü hem de gelecekteki sağlıkları için değerli bir yatırımdır.'</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/yaz-tatilcilere-omega-3-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/yaz-tatilcilere-omega-3-uyarisi.webp" type="image/jpeg" length="24827"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kulak çınlaması geçiştirilmemeli!]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/kulak-cinlamasi-gecistirilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/kulak-cinlamasi-gecistirilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak çınlamasının, tek başına bir hastalık olmadığını belirten uzmanlar, altta yatan birçok sağlık sorununun habercisi olabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, kulak çınlamasının nedenleri ve tedavi seçenekleri ile yaz aylarında kulak sağlığını koruma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Kulak çınlamasının (tinnitus) tek başına bir hastalık olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, 'Birçok farklı sağlık sorununun belirtisi olabilir. Uzun süren çınlamalar mutlaka uzman tarafından değerlendirilmeli.' dedi.</p>

<p>Toplumda 'kulak çınlaması' olarak bilinen tinnitusun yalnızca ince bir zil sesi anlamına gelmediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, 'Kişinin duyduğu ancak çevresindekilerin duymadığı her türlü ses tinnitus olarak tanımlanır. İnce bir uğultu, vızıltı, kalp atışı sesi ya da farklı karakterde sesler de tinnitus kapsamındadır.' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>KULAK ÇINLAMASININ NEDENİNİ BELİRLEMEK İÇİN YALNIZCA KULAK MUAYENESİ YETERLİ OLMAYABİLİR!</strong></p>

<p>Sesin dış kulaktan başlayıp orta kulak, iç kulak, işitme siniri ve beynin işitme merkezine kadar uzanan karmaşık bir sistemle algılandığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, 'Bu zincirin herhangi bir noktasında oluşabilecek bozukluk tinnitusa yol açabilir.' dedi. Özellikle 6 aydan uzun süren çınlamaların 'kronik tinnitus' olarak değerlendirildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, 'Bu durumda ayrıntılı inceleme yapılması önem taşır. Kulak çınlamasının nedenini belirlemek için yalnızca kulak muayenesi yeterli olmayabilir. Tanı sürecinde; dış kulak yolu ve kulak zarı muayenesi, işitme testi (odyometri), orta kulak fonksiyon testleri, işitme sinirinin değerlendirilmesi, beyin görüntülemesi (MR), kan tahlilleri ve tansiyon değerlendirmesi, gerektiğinde nöroloji, dahiliye ve psikiyatri değerlendirmesi yapılabilir. Tinnitus değil, altında yatan neden araştırılır. Kulak kiri, kulak zarı deliği, orta kulak hastalıkları, işitme kaybı, yüksek tansiyon, iç kulak hastalıkları ve bazı nörolojik problemler tinnitusa neden olabilir.' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/09/1783601057-ali-rahimi-1783613858-622-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ÇINLAMANIN TEDAVİSİ TAMAMEN ALTTA YATAN NEDENE BAĞLI!</strong></p>

<p>Kulak çınlamasının özellikle sensörinöral işitme kaybının erken belirtilerinden biri olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, 'Yüksek sese maruz kalan kişilerde bu durum daha sık görülür. Askerlikte silah kullananlarda, gürültülü fabrikalarda çalışanlarda ya da uzun yıllar yüksek sese maruz kalan kişilerde özellikle 4 bin Hz civarında işitme kaybı gelişebilir. Bu tabloya sıklıkla tinnitus eşlik eder.' dedi.</p>

<p>Çınlamanın tedavisinin tamamen altta yatan nedene bağlı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, 'Kulak kiri, dış kulak yolu enfeksiyonu, kulak zarı sorunları veya orta kulak hastalıkları ilaç ya da cerrahiyle tedavi edilebilir. Buna karşın çocukluk döneminde geçirilen bazı enfeksiyonlara bağlı gelişen kalıcı işitme kayıpları, gürültüye bağlı işitme hasarı veya bazı iç kulak hastalıklarında hasar tamamen geri döndürülemeyebilir.' açıklamasını yaptı.</p>

<p>Tinnitus tedavisinde hastanın sese karşı geliştirdiği psikolojik tepkinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, 'Beyin zamanla bazı sesleri filtreleyebilme özelliğine sahip.' dedi.</p>

<p>Tren yolu ya da havaalanı yakınında yaşayan insanların bir süre sonra bu sesleri fark etmez hale geldiklerini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, 'Beyin istemediği sesleri zamanla arka plana atabilir. Tinnitus tedavisinde de amaçlardan biri beynin bu sese alışmasını sağlamaktır. Bu süreçte psikiyatrik destek, ses terapileri ve beyaz gürültü uygulamaları faydalı olabilir. Özellikle gece sessizlikte belirginleşen çınlamalarda beyaz gürültü sesi maskeleyerek hastanın rahatlamasına yardımcı olabilir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/kulak-cinlamasi-gecistirilmemeli</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/kulak-cinlamasi-gecistirilmemeli.webp" type="image/jpeg" length="55707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gerçek sipariş yok, dopamin var! Güney Kore'deki trend psikologların gündeminde]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/gercek-siparis-yok-dopamin-var-guney-koredeki-trend-psikologlarin-gundeminde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/gercek-siparis-yok-dopamin-var-guney-koredeki-trend-psikologlarin-gundeminde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Kore'de yaygınlaşan 'dopamin siteleri' ya da 'do-farming' platformları, kullanıcılarına ürün almadan alışveriş deneyimi yaşatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre bu uygulamalar, beynin ödül beklentisi mekanizmasını harekete geçirirken bazı durumlarda davranışsal destek aracı olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Dijital dünyada ortaya çıkan yeni bir davranış biçimi, psikoloji alanının da dikkatini çekti. Güney Kore'de giderek yaygınlaşan 'dopamin siteleri' veya yerel adıyla do-farming platformları, kullanıcılarına gerçek bir alışveriş yapmadan sipariş verme deneyimi sunuyor. Bu platformlarda kullanıcılar sanal alışveriş sepeti oluşturabiliyor, sipariş onayı verebiliyor, kurye hareketlerini takip edebiliyor ve teslimat bildirimi alabiliyor. Ancak süreç sonunda herhangi bir ürün teslim edilmiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk bakışta sıra dışı görünen bu uygulamalar, uzmanlara göre teknolojik bir yenilikten çok, insan beyninin ödül ve beklenti sistemini kullanan bir deneyim olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>'ASIL TETİKLENEN DUYGU HAZ DEĞİL, BEKLENTİ'</strong></p>

<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Mader Bengisu Bilgen, bu platformların beynin ödül beklentisi mekanizmasına dayandığını belirterek, 'Asıl tetiklenen duygu haz değil, beklentidir. Beyin çoğu zaman ödülü elde ettiği anda değil, ona yaklaşırken daha yoğun bir dopamin yanıtı oluşturur' değerlendirmesinde bulundu. Dopaminin toplumda yaygın şekilde 'mutluluk hormonu' olarak bilindiğini ancak bilimsel olarak daha çok beklenti, motivasyon ve ödül süreçlerinde rol oynadığını ifade eden Bilgen, sanal alışveriş deneyimlerinde de benzer bir mekanizmanın çalıştığını söyledi. Bilgen, kullanıcıların sanal sepet doldurma, siparişi onaylama ve teslimat sürecini takip etme aşamalarında beynin ödül sisteminin aktive olabildiğini belirterek, ürün fiziksel olarak ulaşmasa bile ödülün yaklaştığı algısının dopamin salınımını artırabileceğini kaydetti.</p>

<p><img height="1336" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/23/genel-4-1784799531-42-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ALIŞVERİŞ RİTÜELİ BAZEN ÜRÜNDEN DAHA ETKİLİ OLABİLİYOR</strong></p>

<p>Alışverişten alınan tatminin yalnızca satın alınan üründen kaynaklanmadığını vurgulayan Bilgen, karar verme, ürün seçme, ödeme ve teslimat beklentisi gibi aşamaların da beynin ödül sistemini harekete geçirebildiğini ifade etti. Bilgen, 'Bazı kullanıcılar için alışveriş ritüelinin kendisi, ürünü teslim almaktan daha güçlü bir psikolojik uyarım oluşturabiliyor.' dedi. Bu tür platformların yalnızca olumsuz yönleriyle değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Bilgen, bazı durumlarda davranışsal terapi açısından destekleyici bir araç olarak ele alınabileceğini söyledi.</p>

<p>Özellikle dürtüsel alışveriş davranışı veya kontrolsüz yeme eğilimi bulunan kişilerde, gerçek tüketim gerçekleşmeden sürecin deneyimlenmesinin bazı bireylerde rahatlama sağlayabileceğini ifade eden Bilgen, bunu nikotin sakızı veya alkolsüz bira gibi 'zararı azaltmaya yönelik' örneklere benzetti.</p>

<p>Bu yöntemin bazı kişilerde gereksiz harcama, pişmanlık, suçluluk ve ekonomik kaygı gibi sonuçların önüne geçebileceği değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>'DAVRANIŞSAL SÖNME ETKİSİ OLUŞABİLİR'</strong></p>

<p>Bilgen, kullanıcıların zaman içinde gerçek ürün gelmese de rahatlama yaşayabildiklerini fark etmelerinin, satın alma dürtüsü ile fiziksel nesne arasındaki bağı zayıflatabileceğini belirtti.</p>

<p>Psikolojide 'davranışsal sönme' olarak tanımlanan bu sürecin, uygun koşullarda bazı bireylerde terapötik fayda sağlayabilecek mekanizmalardan biri olabileceği ifade edildi.</p>

<p>Benzer dijital deneyimlerin sosyal ihtiyaçlarla da ilişkili olabileceğini belirten Bilgen, bazı platformların kullanıcıya sorumluluk gerektirmeyen sanal etkileşimler sunduğunu söyledi.</p>

<p>Bilgen, bu tür deneyimlerin kısa süreli olarak birlikte olma hissi sağlayarak yalnızlık duygusunu hafifletebileceğini ancak bunun gerçek sosyal ilişkilerin yerini tutamayacağını vurguladı.</p>

<p>Uzmanlara göre, beklenti üzerine kurulu dijital deneyimlerin sürekli tekrarlanması bazı riskleri de beraberinde getirebilir. Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen, gerçek yaşam deneyimlerinden alınan tatminin azalması ve sürekli yeni uyarana ihtiyaç duyulması ihtimaline dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/gercek-siparis-yok-dopamin-var-guney-koredeki-trend-psikologlarin-gundeminde</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/gercek-siparis-yok-dopamin-var-guney-koredeki-trend-psikologlarin-gundeminde.webp" type="image/jpeg" length="13937"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında besin zehirlenmesi uyarısı!]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/yaz-aylarinda-besin-zehirlenmesi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/yaz-aylarinda-besin-zehirlenmesi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte besin zehirlenmesi riski de artıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcaklarıyla birlikte besin zehirlenmesi vakalarında artış yaşanıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, her yıl milyonlarca kişiyi etkileyen besin zehirlenmelerinin büyük ölçüde önlenebilir olduğunu belirterek, güvenli gıda tüketimi ve hijyen konusunda dikkat edilmesi gereken 12 önemli kuralı sıraladı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 866 milyon kişi, yani her 9 kişiden 1'i besin zehirlenmesi geçirirken, yaklaşık 1 milyon 520 bin kişi yaşamını yitiriyor. Vakalardan en fazla etkilenen grubu ise 5 yaş altındaki çocuklar oluşturuyor.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, besin zehirlenmelerinin bakteri, virüs, parazit veya bu mikroorganizmaların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucu ortaya çıktığını belirterek, yaz mevsiminde artan sıcaklıkların mikroorganizmaların çoğalmasını hızlandırdığını söyledi. Gıdaların uygun koşullarda saklanmaması ile kirli su ve buz tüketiminin de riski artırdığına dikkat çeken Uzun, besin zehirlenmelerinin büyük ölçüde alınacak basit önlemlerle önlenebileceğini vurguladı.</p>

<p>Dr. Uzun'a göre besin zehirlenmesinden korunmanın temelinde el hijyeni, güvenilir gıda tüketimi ve doğru saklama koşulları yer alıyor. Yemek hazırlamadan önce ve çiğ etle temas sonrasında ellerin en az 20 saniye sabunla yıkanması gerektiğini belirten Uzun, çiğ ve pişmiş gıdaların ayrı ekipmanlarla hazırlanmasının çapraz bulaşmayı önlediğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Et, tavuk ve balığın iç kısmı tamamen pişecek şekilde hazırlanması gerektiğini söyleyen Uzun, pişmiş yemeklerin yaz aylarında iki saatten fazla oda sıcaklığında bekletilmemesi, bozulabilir gıdaların ise alışverişin ardından vakit kaybetmeden buzdolabına kaldırılması gerektiğini kaydetti. Meyve ve sebzelerin bol suyla yıkanmasının önemine işaret eden Uzun, son kullanma tarihi geçmiş, ambalajı şişmiş veya görünümünde bozulma bulunan ürünlerin kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Açıkta satılan özellikle sütlü tatlılar, et ve deniz ürünlerinin sıcak havalarda ciddi risk taşıdığına dikkat çeken Uzun, alışverişin güvenilir işletmelerden yapılmasını önerdi.</p>

<p>Kirli su ve buzun da besin zehirlenmesine yol açabileceğini belirten Dr. Uzun, özellikle tatil bölgelerinde buzlu içecekler konusunda dikkatli olunmasını istedi. Dondurulmuş gıdaların oda sıcaklığında değil, buzdolabında veya mikrodalgada çözdürülmesi gerektiğini ifade eden Uzun, içme suyunun güvenilir kaynaklardan temin edilmesi ve tazeliğinden emin olunmayan deniz ürünlerinin tüketilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>

<p>Uzmanlar, özellikle yaz aylarında hijyen kurallarına uyulması ve gıdaların uygun koşullarda muhafaza edilmesinin, besin zehirlenmelerini önlemede en etkili yöntemler arasında yer aldığını vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/yaz-aylarinda-besin-zehirlenmesi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/yaz-aylarinda-besin-zehirlenmesi-uyarisi.webp" type="image/jpeg" length="68795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Böbrek Vakfı: Her kaynak suyu şifalı değildir]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/turk-bobrek-vakfi-her-kaynak-suyu-sifali-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/turk-bobrek-vakfi-her-kaynak-suyu-sifali-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Böbrek Vakfı, analiz edilmemiş kaynak sularının bakteri ve ağır metal riski taşıyabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, 'Berrak görünen her su güvenli değildir. Kaynak suyu tüketmeden önce mikrobiyolojik ve mineral analizlerinin yapılmış olması gerekir' uyarısında bulundu.</p>

<p><strong> </strong>Türk Böbrek Vakfı (TBV), toplumda 'şifalı su' olarak bilinen doğal kaynak sularının bilinçsiz tüketilmesinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu. Vakıf yetkilileri, temizliği ve mineral içeriği düzenli olarak analiz edilmeyen kaynak sularının güvenli kabul edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img height="820" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/21/timur-erk-y-1784620181-903-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, doğal olduğu düşünülen her kaynak suyunun sağlıklı olmadığını belirterek, 'Temizliği ispatlanmamış her kaynak suyunu sağlıklı kabul etmek büyük bir hata olur. Bazı kaynak suları farklı bakteri türleri barındırabilir. Şifa ararken farkında olmadan başka sağlık sorunlarıyla karşılaşılabilir' dedi.</p>

<p><img height="1124" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/21/doc-dr-nadir-alpay-1784620117-938-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>TBV Danışma Meclisi Üyesi ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise görünmeyen tehlikelere dikkat çekerek, bazı bölgelerdeki madencilik faaliyetleri nedeniyle arsenik gibi ağır metallerin yer altı sularına karışabileceğini söyledi. Alpay, yalnızca mikrobiyolojik incelemelerin değil, ağır metal analizlerinin de mutlaka yapılması gerektiğini belirtti. Böbrek taşlarına iyi geldiği düşünülen bikarbonatlı suların da her hasta için uygun olmadığını ifade eden Alpay, bu suların yalnızca bazı taş türlerinde fayda sağlayabileceğini, en yaygın görülen kalsiyum oksalat taşlarında ise aynı etkinin görülmediğini kaydetti. Yüksek kalsiyum içeren sert suların da her zaman avantaj sağlamadığını vurguladı.</p>

<p><img height="1012" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/21/tbv-diyetisyeni-gokcen-efe-aydin-1784620128-930-x750.jpeg" width="750" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın da her kaynak suyunun mineral yapısının farklı olduğuna dikkat çekerek, 'Şifalı' olarak bilinen iki farklı kaynak suyunun bile sağlık üzerindeki etkisinin tamamen farklı olabileceğini söyledi. Aydın, suların geçtiği kayaçların jeolojik yapısına bağlı olarak sodyum, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve bikarbonat gibi mineralleri farklı oranlarda içerdiğini belirtti. Aydın ayrıca, bir suyun berrak görünmesinin ya da yıllardır aynı kaynaktan tüketiliyor olmasının güvenli olduğu anlamına gelmediğini ifade ederek, kaynak sularında düzenli bakteri ve mineral analizlerinin yapılmasının hayati önem taşıdığını dile getirdi.</p>

<p>Kronik böbrek hastaları, diyaliz hastaları ve yüksek tansiyonu bulunan kişilerin su seçiminde daha dikkatli olması gerektiğini belirten Aydın, yüksek sodyum veya potasyum içeren suların bu gruplar için risk oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>Uzmanlar, böbrek sağlığını korumanın en etkili yolunun 'mucizevi' olarak tanıtılan suları tüketmek değil, gün boyunca yeterli miktarda temiz, güvenilir ve kişiye uygun su içmek olduğunu vurguladı.</p>

<p>Ayrıca günlük sıvı ihtiyacının yaş, iklim, fiziksel aktivite ve mevcut hastalıklara göre değiştiği, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin su tüketimini hekim ve diyetisyen önerileri doğrultusunda planlaması gerektiği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/turk-bobrek-vakfi-her-kaynak-suyu-sifali-degildir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 10:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/turk-bobrek-vakfi-her-kaynak-suyu-sifali-degildir.webp" type="image/jpeg" length="94538"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan hepatit uyarısı... Sessiz ilerleyebiliyor, erken tanı hayat kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğer sağlığını tehdit eden önemli hastalıklardan biri olan hepatit, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>28 Temmuz Dünya Hepatit Günü kapsamında uzmanlar, hepatitin yıllarca belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, özellikle Hepatit B ve C'nin kronikleşme riski taşıdığını belirterek, aşılama, düzenli tarama ve erken tanının önemini vurguladı.</p>

<p></p>

<p>28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan uzmanlarından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Çağraş, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini ve erken tanının ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşıdığını söyledi. Hepatitin en sık nedeninin virüsler olduğunu belirten Dr. Çağraş, bazı ilaçlar, aşırı alkol tüketimi, toksik maddeler ve otoimmün hastalıkların da karaciğerde iltihaba yol açabileceğini ifade etti. Karaciğerin besinlerin işlenmesi, zararlı maddelerin temizlenmesi, enerji depolanması ve hayati proteinlerin üretimi gibi kritik görevleri bulunduğunu hatırlatan Çağraş, karaciğerde oluşan iltihabın tüm vücudu etkileyebileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>HEPATİT B VE C KRONİKLEŞME RİSKİ TAŞIYOR</strong></p>

<p>Hepatit türleri arasındaki farklara dikkat çeken Dr. Çağraş, Hepatit A'nın genellikle kirli su ve gıdalar yoluyla bulaştığını, çoğunlukla tamamen iyileştiğini ve kronikleşmediğini belirtti. Hepatit B'nin kan, cinsel temas ve doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabildiğini aktaran Çağraş, bu türün uzun yıllar fark edilmeden ilerleyerek siroz ve karaciğer kanserine neden olabileceğini söyledi. Hepatit C'nin ise çoğunlukla kan yoluyla bulaştığını ve günümüzde geliştirilen tedavilerle büyük oranda tamamen iyileştirilebildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>AŞI VE HİJYEN KORUNMADA BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR</strong></p>

<p>Hepatit A ve Hepatit B'ye karşı aşının en etkili korunma yöntemlerinden biri olduğunu vurgulayan Dr. Çağraş, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, steril olmayan tıbbi ve kozmetik işlemlerden kaçınılması, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve güvenilir sağlık kuruluşlarının tercih edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Risk grubunda bulunan sağlık çalışanları, diyaliz hastaları ve sık kan ürünü alan kişilerin düzenli takip edilmesinin önemine de dikkat çekildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hepatitin bazen hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğini söyleyen Dr. Çağraş, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, karın sağ üst bölümünde ağrı, ateş, kas ve eklem ağrıları, ciltte ve göz aklarında sararma, koyu renkli idrar ve açık renkli dışkının sık görülen belirtiler arasında yer aldığını belirtti. Uzmanlar, özellikle sarılık, koyu renkli idrar veya uzun süren halsizlik şikâyetleri bulunan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>DÜNYADA 300 MİLYONDAN FAZLA KİŞİ KRONİK HEPATİTLE YAŞIYOR</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık 254 milyon kişinin kronik Hepatit B, yaklaşık 50 milyon kişinin ise kronik Hepatit C enfeksiyonuyla yaşadığını belirten Dr. Çağraş, viral hepatitlerin her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişinin siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmesine neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Türkiye'de çocukluk çağı Hepatit B aşılama programları sayesinde hastalık görülme sıklığında önemli azalma sağlandığını belirten Çağraş, erişkinlerde kronik Hepatit B taşıyıcılığının halen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Uzmanlar, viral hepatitlerle mücadelede erken tanı, aşılama ve düzenli sağlık kontrollerinin en önemli adımlar olduğunu vurgularken, risk grubundaki kişilerin Hepatit B ve Hepatit C taramalarını yaptırmaları çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/uzmanlardan-hepatit-uyarisi-sessiz-ilerleyebiliyor-erken-tani-hayat-kurtariyor.webp" type="image/jpeg" length="18764"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dişte çürüğün en büyük nedeni şekerin miktarı değil, tüketim sıklığı]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, yapışkan ve şekerli gıdaların diş yüzeyinde uzun süre kalarak çürük riskini artırdığını belirterek, asitli içeceklerle birlikte tüketimin diş minesine ciddi zarar verdiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yıldırım, şekerli gıdaların ardından diş fırçalamak için en az 30-60 dakika beklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, şekerli ve asitli gıdaların diş sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Yapışkan şekerlemeler, karamel, lokum ve kuru meyveler gibi gıdaların diş yüzeyine tutunarak uzun süre temizlenemediğini belirten Yıldırım, bu durumun ağızdaki bakterilerin şekeri fermente etmesine ve çürük oluşumunu başlatan asitlerin ortaya çıkmasına neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Diş minesinin büyük bölümünün kalsiyum ve fosfat minerallerinden oluştuğunu ifade eden Yıldırım, ağız ortamındaki pH'ın 5,5'in altına düşmesiyle birlikte diş minesindeki minerallerin çözünmeye başladığını belirtti. Bu sürecin 'demineralizasyon' olarak adlandırıldığını kaydeden Yıldırım, başlangıçta beyaz lekelerle kendini gösteren bu hasarın ilerlemesi halinde kalıcı diş çürüklerine dönüştüğünü dile getirdi.</p>

<p><img height="421" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/01/01/1767191863-rabia-y-ld-r-m-1767261571-307-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>ŞEKERİN MİKTARINDAN ÇOK TÜKETİM SIKLIĞI ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Diş çürüğü açısından en önemli risk faktörünün gün içinde sık sık şeker tüketmek olduğuna dikkat çeken Öğretim Üyesi Dr. Rabia Yıldırım, aynı miktardaki şekerin tek seferde tüketilmesi ile gün boyu küçük porsiyonlar halinde tüketilmesi arasında önemli fark bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Sık şeker tüketiminde ağız pH'ının sürekli düşük kaldığını ve tükürüğün diş minesini onarması için yeterli zaman bulamadığını belirten Yıldırım, bu durumun çürük riskini önemli ölçüde artırdığını ifade etti.</p>

<p>Diş minesindeki mineral kaybının erken dönemde geri döndürülebileceğini belirten Yıldırım, asit atağı sona erdiğinde tükürüğün içerdiği kalsiyum, fosfat ve florür sayesinde diş minesinin yeniden güçlenebildiğini söyledi. Ancak sık şeker tüketimi ve yetersiz ağız bakımının bu doğal onarım mekanizmasını engellediğini, bunun sonucunda geri dönüşü olmayan çürüklerin oluştuğunu kaydetti.</p>

<p><strong>ASİT VE ŞEKER BİRLİKTE DAHA BÜYÜK TEHDİT OLUŞTURUYOR</strong></p>

<p>Asitli ve şekerli gıdaların birlikte tüketilmesinin diş minesine iki yönlü zarar verdiğini vurgulayan Yıldırım, asidin mineyi doğrudan zayıflattığını, şekerin ise bakteriler tarafından parçalanarak ilave asit oluşumuna neden olduğunu söyledi.</p>

<p>Kola, gazoz, enerji içecekleri, aromalı soğuk çaylar ve şekerli meyve sularının çürük riskini artıran içecekler arasında yer aldığını belirten Yıldırım, diyet veya şekersiz olarak satılan gazlı içeceklerin de asit içerikleri nedeniyle diş minesine zarar verebildiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şekerli veya asitli yiyecek ve içeceklerin tüketilmesinin ardından dişlerin hemen fırçalanmaması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, bu dönemde diş minesinin geçici olarak zayıfladığını ve fırçalamanın mine kaybını artırabileceğini söyledi. Yıldırım, en doğru yaklaşımın ağzı suyla çalkalamak, şekersiz sakız çiğneyerek tükürük akışını artırmak ve dişleri fırçalamadan önce yaklaşık 30 ila 60 dakika beklemek olduğunu belirtti. Tatlı olmayan her gıdanın diş dostu olmadığını da hatırlatan Yıldırım, cips, kraker, bisküvi, beyaz ekmek ve lavaş gibi nişasta bakımından zengin gıdaların da ağızda şekere dönüşerek çürük riskini artırabildiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Jul 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/diste-curugun-en-buyuk-nedeni-sekerin-miktari-degil-tuketim-sikligi.webp" type="image/jpeg" length="86228"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çikolata kistinde ameliyata alternatif yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında 'çikolata kisti' olarak bilinen endometriomaların tedavisinde, ameliyata alternatif olarak uygulanan Ethanol Skleroterapi yöntemi dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında 'çikolata kisti' olarak bilinen endometriozis kaynaklı kistlerin tedavisinde cerrahiye alternatif olarak öne çıkan Ethanol Skleroterapi yöntemi, uygun hastalarda yumurtalık dokusunu koruyarak gebelik şansını artırabiliyor. Ultrason eşliğinde uygulanan yöntem, hastaların aynı gün taburcu olmasına da imkân sağlıyor.</p>

<p> Teknoloji ve tıp alanındaki gelişmeler, kadın sağlığında önemli bir sorun olan endometriozis tedavisinde yeni seçenekleri gündeme getiriyor.</p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, bilimsel çalışmaların uygun hastalarda uygulanan bu yöntemin özellikle tüp bebek tedavisi sürecinde gebelik şansına olumlu katkı sağlayabileceğini gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Tülek, çikolata kistlerinin uzun yıllardır cerrahi yöntemlerle tedavi edildiğini ancak ameliyat sırasında sağlıklı yumurtalık dokusunun zarar görebilme ihtimali bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda yumurtalık rezervinin korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tülek, 'Doğru hastalarda uygulanan bu yöntem, yumurtalık dokusunu korumayı hedefleyen, ameliyatsız bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.' dedi.</p>

<p><strong>KESİ VE DİKİŞ OLMADAN UYGULANIYOR</strong></p>

<p>Ethanol Skleroterapi yönteminin ultrason eşliğinde gerçekleştirildiğini anlatan Doç. Dr. Tülek, işlem sırasında ince bir iğne yardımıyla kist içerisindeki sıvının boşaltıldığını, ardından özel oranda etil alkol uygulanarak kist duvarındaki hücrelerin etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığını ifade etti. Yöntemin karında kesi ve dikiş gerektirmediğini belirten Tülek, hastaların işlemden birkaç saat sonra günlük yaşamlarına dönebildiğini kaydetti.</p>

<p>Daha önce ameliyat geçirmiş ancak kisti yeniden oluşmuş hastalarda da bu yöntemin alternatif oluşturabileceğini belirten Tülek, özellikle yumurtalık rezervi azalmış kadınlarda tekrar cerrahiye başvurmanın her zaman tercih edilmediğini söyledi.</p>

<p><strong>NÜKS ORANI CERRAHİYLE BENZER SEVİYEDE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilimsel çalışmaların yöntemin güvenilirliğine ilişkin önemli veriler sunduğunu aktaran Tülek, 'Çalışmalar, kistin yeniden oluşma riskinin yaklaşık yüzde 20 düzeyinde olduğunu ve bunun cerrahi tedaviyle benzer seviyelerde seyrettiğini gösteriyor.' ifadelerini kullandı. Ancak yöntemin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Tülek, kanser şüphesi bulunan kistlerde, aktif enfeksiyonu olan hastalarda veya yaygın endometriozis nedeniyle cerrahi gerektiren durumlarda uygulanamayacağını belirtti.</p>

<p>Uzmanlar, tedavi seçiminin hastanın yaşı, çocuk sahibi olma isteği, yumurtalık rezervi ve hastalığın durumuna göre kişiye özel olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/cikolata-kistinde-ameliyata-alternatif-yeni-donem.webp" type="image/jpeg" length="60899"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın belirginleşen bacak damarlarına dikkat! Uzmanlardan toplardamar yetmezliği uyarısı]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında şort, etek, mayo ve bikini gibi kıyafetlerin daha sık tercih edilmesiyle birlikte bacaklardaki ince damarlar daha belirgin hale geliyor. Birçok kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirirken, uzmanlar altta yatan ciddi damar hastalıklarının gözden kaçırılmaması gerektiği uyarısında bulunuyoR.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında daha görünür hale gelen ince mor, kırmızı ve mavi damarlar sadece estetik bir sorun olmayabilir. Uzmanlar, sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen damarların toplardamar yetmezliğinin ilk belirtisi olabileceğini belirterek, kesin tanı için doppler ultrasonografinin önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nden Prof. Dr. Murat Kadan, özellikle sonradan ortaya çıkan veya zamanla artış gösteren ince damarların, toplardamar yetmezliğinin ilk belirtilerinden biri olabileceğini söyledi. Erken tanının hastalığın ilerlemesini önlediğini belirten Kadan, gereksiz kozmetik uygulamalardan önce mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>8 BELİRTİYE DİKKAT</strong></p>

<p>Prof. Dr. Kadan, toplardamar kapakçıklarının görevini yerine getirememesi sonucu gelişen venöz yetmezliğin yalnızca ince damar görünümüyle sınırlı kalmayabileceğini ifade ederek; bacak damarlarında belirginleşme, ağrı, şişlik, kaşıntı, gece krampları, ciltte renk değişikliği, ciltte sertleşme ve iyileşmeyen yaralarla ilgili belirtilere dikkat çekti.</p>

<p>Bu belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Kadan, dışarıdan görülen damarların hastalığın yalnızca görünen kısmı olabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bacak damarlarının değerlendirilmesinde gözle yapılan muayenenin her zaman yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Kadan, derindeki toplardamarların ve kapakçıkların durumunun venöz doppler ultrasonografi ile ayrıntılı şekilde incelenmesi gerektiğini ifade etti. Uluslararası kılavuzların da varis ve toplardamar hastalıklarının tanı ve tedavi planlamasında doppler ultrasonografiyi temel yöntem olarak önerdiğini hatırlattı.</p>

<p>Tedavi yönteminin hastanın damar yapısına ve hastalığın nedenine göre planlanması gerektiğini belirten Kadan, yüzeyel veya köpük skleroterapi, cilt üzerinden lazer uygulamaları ve büyük toplardamarlara yönelik girişimsel tedavilerin uygun hastalarda tercih edilebildiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/yazin-belirginlesen-bacak-damarlarina-dikkat-uzmanlardan-toplardamar-yetmezligi-uyarisi.webp" type="image/jpeg" length="96597"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital güzellik algısı estetik cerrahide yeni bir dönüşüm yaratıyor]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı ve Muayenehaneler Derneği Başkanı Op. Dr. Çetin Duygu, sosyal medya kaynaklı güzellik algısının özellikle son yıllarda belirgin şekilde değiştiğini vurgulayarak, estetik cerrahinin bir 'dijital filtre sonucu' değil, tıbbi ve bilimsel bir planlama süreci olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medya platformlarının günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte güzellik algısı da köklü bir dönüşüm geçiriyor. Fotoğraf filtreleri, yapay zekâ destekli düzenlemeler ve dijital efektler; estetik cerrahiye olan talebi artırırken aynı zamanda hastaların beklentilerini de gerçeklikten uzaklaştırabiliyor. Uzmanlar bu durumun, estetik cerrahide hasta-hekim iletişimini daha kritik hale getirdiğini belirtiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>'Filtreli Görseller Gerçek Anatomiyi Yansıtmaz'</strong></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, sosyal medyada sıkça karşılaşılan kusursuz yüz ve vücut görsellerinin çoğu zaman gerçek yaşamla örtüşmediğine dikkat çekti.</p>

<p>'Günümüzde hastalarımızın bir kısmı, sosyal medyada filtrelerle oluşturulmuş yüz hatlarını veya dijital olarak inceltilmiş vücut oranlarını referans alabiliyor. Ancak bu görüntüler gerçek anatomik sınırları yansıtmaz. Estetik cerrahinin amacı, bir filtre görünümü yaratmak değil; kişinin kendi yüz ve vücut yapısına uygun, doğal ve sağlıklı bir denge oluşturmaktır' dedi.</p>

<p>Duygu, özellikle genç yaş gruplarında bu etkinin daha güçlü hissedildiğini ve estetik beklentilerin giderek daha 'mükemmeliyetçi' bir noktaya kaydığını belirtti.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/cetin-duygu-muayenehanesi-2-1783416632-604-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>'Estetik Cerrahi Kopyalama Değil, Kişiye Özel Tasarımdır'</strong></p>

<p>Estetik cerrahinin en önemli prensibinin kişiye özel planlama olduğunu vurgulayan Op. Dr. Çetin Duygu, her bireyin yüz ve vücut anatomisinin farklı olduğunu hatırlattı.</p>

<p>'Bir kişide doğal ve başarılı görünen bir sonuç, başka bir kişide aynı şekilde uygulanamaz. Estetik cerrahi bir kopyalama süreci değildir. Aksine, kişinin kendi anatomik yapısı, cilt özellikleri, yaş faktörü ve beklentileri dikkate alınarak yapılan bilimsel bir tasarım sürecidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Sosyal Medya Baskısı: 'Hızlı Sonuç, Kusursuz Görünüm'</strong></p>

<p>Uzmanlara göre sosyal medya, estetik cerrahiye olan ilgiyi artırmakla birlikte 'hızlı ve kusursuz sonuç' beklentisini de beraberinde getiriyor. Bu durum ise hasta memnuniyeti açısından yanlış algılara yol açabiliyor.</p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>'Estetik işlemler anlık bir değişim gibi algılansa da aslında ciddi bir planlama, iyileşme süreci ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Sosyal medya, çoğu zaman bu süreci görünmez hale getiriyor. Bu da hastaların gerçekçi olmayan beklentilerle kliniğe başvurmasına neden olabiliyor.'</p>

<p><img height="1000" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/07/cetin-duygu-muayenehanesi-1783416641-658-x750.png" width="750" /></p>

<p><strong>'Doğallık Yeni Estetik Standart Haline Geliyor'</strong></p>

<p>Son yıllarda estetik cerrahide belirgin bir trend değişimi yaşandığını ifade eden Op. Dr. Çetin Duygu, abartılı ve belirgin değişimlerden ziyade doğal görünümlü sonuçların ön plana çıktığını söyledi.</p>

<p>'Artık hastalar daha doğal, yüz ifadesini kaybetmeyen ve kendi kimliğini koruyan sonuçlar talep ediyor. Bu durum estetik cerrahinin gelişimi açısından oldukça olumlu bir dönüşümdür. Başarılı bir operasyon, kişinin 'estetik yaptırdığı belli olmayan' ama daha iyi hissettiği sonuçtur' dedi.</p>

<p><strong>'Estetik Kararlar Sosyal Medya Değil, Tıbbi Değerlendirme ile Verilmeli'</strong></p>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, estetik cerrahi kararlarının sosyal medya trendlerine göre değil, uzman hekim değerlendirmesi ile alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>'Her estetik işlem bir tıbbi karardır. Hastanın sağlık durumu, anatomisi ve beklentisi birlikte değerlendirilmeden yapılan işlemler uzun vadede memnuniyetsizlik yaratabilir. Bu nedenle karar süreci mutlaka uzman hekim danışmanlığı ile yürütülmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'Amaç Değiştirmek Değil, Doğruyu Ortaya Çıkarmaktır'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Çetin Duygu, estetik cerrahinin temel amacının kişiyi başka birine dönüştürmek olmadığını, mevcut yapıyı en doğru ve dengeli hale getirmek olduğunu belirtti.</p>

<p>'Estetik cerrahi, kişinin kendisini yeniden tanımladığı bir süreç değil; en doğal, en dengeli ve en sağlıklı haline ulaşmasına yardımcı olan bir tıbbi uygulamadır. Başarı, doğallıkla birlikte gelen memnuniyettir' dedi.</p>

<p>Uzmanlar, sosyal medya çağında estetik kararların daha bilinçli verilmesi gerektiğini, özellikle filtreli görsellerin gerçekçi beklentiler oluşturmadığını ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılmasının önem taşıdığını vurguluyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/dijital-guzellik-algisi-estetik-cerrahide-yeni-bir-donusum-yaratiyor.webp" type="image/jpeg" length="36022"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Havuzu olan dikkat! Havuz keyfi faciaya dönüşmesin!]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi'nden uzmanlar, yaz aylarında artan havuz kullanımına dikkat çekerek can güvenliği ve kimyasal kullanımında yapılacak hataların ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte yüzme havuzlarına olan ilgi yükselirken, uzmanlardan havuz güvenliği ve kimyasal kullanımına ilişkin önemli uyarılar geldi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, ıslak alanlarda artan kullanımın beraberinde ciddi güvenlik riskleri getirdiğini belirterek havuzların düzenli bakım ve kontrolünün hayati önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/05/1733384495-r-t-u-an-002-1733395409-321-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uçan, yüzme havuzlarında cankurtaran bulundurulması, uygun derinlik düzenlemeleri, ilk yardım ekipmanlarının hazır olması ve acil durum telefonlarının erişilebilir olması gerektiğini vurguladı. Havuz çevresinde en az 120 cm yüksekliğinde güvenlik bariyerleri bulunması, kaymaz zemin kullanılması ve uyarı levhalarının görünür şekilde yerleştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Elektrik tesisatı ve aydınlatma sistemlerinin düzenli kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çeken Uçan, kaçak akım rölesi kullanımının zorunlu olduğunu ve düşük voltajlı sistemlerin tercih edilmesinin güvenliği artıracağını belirtti.</p>

<p><img height="562" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/12/05/1733384491-mustafa-c-neyt-gezen-1733395368-328-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>KİMYASAL KULLANIMINDA KRİTİK UYARILAR</strong></p>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise havuz kimyasallarının yanlış kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Kimyasalların kesinlikle karıştırılmaması, uygun koşullarda saklanması ve dozaj sonrası en az 30 dakika havuza girilmemesi gerektiğini söyledi. Gezen, klor ve diğer kimyasalların orijinal ambalajında muhafaza edilmesi, çocukların erişemeyeceği kilitli alanlarda saklanması gerektiğini vurgulayarak koruyucu ekipman kullanılmasının zorunlu olduğunu ifade etti.</p>

<p>Havuz suyunun pH değerinin 7,2-7,6 aralığında olması gerektiğini belirten Gezen, özellikle şok klorlama sonrası 8-12 saat beklenmeden havuza girilmemesi gerektiğini ve duş alınmasının sağlık açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi. Uzmanlar, yaz döneminde havuz kullanımının artmasıyla birlikte hem fiziksel güvenlik hem de kimyasal hijyen kurallarına uyulmasının hayati önem taşıdığını hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/havuzu-olan-dikkat-havuz-keyfi-faciaya-donusmesin.webp" type="image/jpeg" length="10332"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nca yönetmeliği yayımlandı... Esenlik merkezlerine yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı 'Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği' Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle esenlik merkezleri ve ünitelerinin açılış, ruhsatlandırma, personel, hizmet standartları ve denetimine ilişkin kurallar ilk kez kapsamlı şekilde düzenlendi.</p>

<p>Düzenlemeyle, bireylerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını desteklemeye yönelik hizmet sunacak esenlik merkezleri ve ünitelerinin çalışma esasları netleştirildi.</p>

<p>Yeni yönetmelikle birlikte, Türkiye'de hızla yaygınlaşan esenlik ve sağlıklı yaşam merkezlerinin faaliyetleri ilk kez kapsamlı bir mevzuat çerçevesine kavuşturulmuş oldu.</p>

<p>Yönetmeliğe göre esenlik merkezlerinde tedavi amacı taşımayan, sağlıklı yaşamı destekleyen çok sayıda hizmet sunulabilecek. Bunlar arasında fizyoterapi, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı, meditasyon, rehabilitasyon, hidroterapi, balneoterapi, tuz terapisi (haloterapi), güneş terapisi, uyku sağlığı hizmetleri, sanat terapileri, egzersiz programları ile Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları yer alacak.</p>

<p><strong>RUHSAT ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yönetmelikle, esenlik merkezi veya ünitesi açacak gerçek ve tüzel kişilerin İl Sağlık Müdürlüklerinden ruhsat alması zorunlu hale getirildi. Ruhsat alan merkezlerin en geç 6 ay içinde faaliyete başlaması gerekecek. Bu süre içinde hizmet vermeyen merkezlerin ruhsatları iptal edilecek.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre; müstakil esenlik merkezlerinin en az 500 metrekare kapalı alana sahip olması, esenlik ünitelerinin ise en az 300 metrekare kapalı alanda ve müstakil girişe sahip olarak faaliyet göstermesi gerekecek. Konaklama tesisleri, spor kulüpleri ile yaşlı ve engelli bakım merkezleri de gerekli izinleri almak şartıyla bünyelerinde esenlik merkezi veya ünitesi açabilecek.</p>

<p>Her merkez ve ünitede bir mesul müdür görevlendirilmesi zorunlu olacak. Ayrıca tüm merkezlerde acil müdahale odası bulunacak ve olası acil durumlarda sevk yapılabilmesi için bir hastane veya uygun sağlık kuruluşuyla iş birliği yapılması gerekecek.</p>

<p><strong>ÜRÜN SATIŞI YASAKLANDI</strong></p>

<p>Yönetmelik kapsamında dikkat çeken düzenlemelerden biri de merkezlerde herhangi bir ürün satışının yasaklanması oldu. Ayrıca ruhsat almadan faaliyet gösterilemeyecek, hizmetler merkez dışına taşınamayacak ve kişi mahremiyeti ile kişisel sağlık verilerinin korunmasına ilişkin hükümler titizlikle uygulanacak.</p>

<p>Merkezlerde sunulan tüm hizmetler elektronik ortamda kayıt altına alınacak ve kişisel sağlık verileri ilgili mevzuat çerçevesinde Sağlık Bakanlığı'nın merkezi sağlık veri sistemine aktarılacak.</p>

<p>Yönetmeliğe aykırı faaliyet gösteren merkezlere idari yaptırımlar uygulanacak. Denetimlerde sağlık ve güvenliği tehlikeye düşüren durumların tespit edilmesi halinde merkezin faaliyeti eksiklik giderilinceye kadar durdurulabilecek. Gerçeğe aykırı belge sunulması veya yanıltıcı bilgi verilmesi durumunda ise ruhsat iptal edilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/saglik-bakanliginca-yonetmeligi-yayimlandi-esenlik-merkezlerine-yeni-donem.webp" type="image/jpeg" length="41021"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kontakt lenslerin internetten reçeteli satışına düzenleme]]></title>
      <link>https://www.daremedya.com/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.daremedya.com/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği'nde değişiklik yapan yönetmelik, bugünkü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu'nun (TİTCK) hazırladığı yönetmelik değişikliği Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle kontakt lenslerin internet üzerinden satışı belirli şartlara bağlandı.</p>

<p>Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından hazırlanan düzenlemeyle, kontakt lens ürünlerinin internet ortamında satışına ilişkin yeni kurallar getirildi.</p>

<p>Buna göre, kontakt lenslerin tüketicilere internet üzerinden satışı yalnızca optisyenlik müesseselerinin Kurum tarafından izin verilen internet siteleri aracılığıyla ve reçeteli olarak yapılabilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yönetmelikle ayrıca, söz konusu internet sitelerine izin verilmesine ilişkin yetkinin Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu tarafından il müdürlüklerine devredilebilmesine de imkân tanındı.</p>

<p><img height="296" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/07/03/screenshot-2026-07-03-at-14-46-36-3-temmuz-2026-cuma-1783079199-133-x750.png" width="750" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.daremedya.com/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://daremedyacom.teimg.com/crop/1280x720/daremedya-com/uploads/2026/07/kontakt-lenslerin-internetten-receteli-satisina-duzenleme.webp" type="image/jpeg" length="61006"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
