Kaygı gürültülü gelmez.
Çoğu zaman sessizdir, sinsidir, çoğu zaman içten içe konuşur.
İnsan kalabalıkta yürürken de kaygılı olabilir, akşam yatağına uzandığında da.
Bir şey olmuyordur belki ama olacakmış gibidir.
İşte kaygının dili budur, gerçekleşmemiş ihtimallerle yaşayan bir zihin.
Kaygılı insan kötü bir insan değildir. Zayıf da değildir.
Sadece zihni, olması gerekenden biraz daha fazla tehlikeye ayarlanmıştır.
Psikolojinin penceresinden baktığımızda kaygıyı, korkunun abartılmış hâli değil, belirsizliğin beden bulmuş şeklidir olarak görürüz.
Zihin Ne Yapıyor?
Kaygılı zihin, ihtimali gerçekle karıştırır.
“Ya olursa?” diye başlayan cümleler, bir müddet sonra “oluyor” gibi hissedilmeye başlar.
Zihin, geleceği düşünmez; adeta geleceği yaşar.
Bilişsel psikoloji bu durumu çok net tarif eder.
Zihin, tehdit algısını kapatamaz. Alarm susmaz ve alarm susturulamadığında beden devreye girer.
Kalp hızlanır.
Nefes daralır.
Kaslar gerilir.
İnsan kendini toparlamaya çalıştıkça daha çok dağılır. Bataklığa düşen bir insanın kurtulmak için çırpınması gibi bir şeydir bu. Çırpındıkça daha çok dibe batarsın.
Aslında kaygı burada bir düşman değildir.
Kaygı, “seni korumaya çalışıyorum” diyen ama ölçüyü kaçırmış bir bekçidir.
Psikolojinin Aynası
Terapi odasına girdiğimizde Bilişsel Davranışçı Terapi kaygıya bakar ve şunu sorar:
“Bu düşündüğün ne kadar gerçek, ne kadarı zihninin oyunu?”
Kabul ve Kararlılık ise başka bir yerden yaklaşır:
“Kaygıyı kovmaya çalışma. Onunla birlikte yürümeyi öğren.”
Bağlanma kuramı ise daha geriye gider:
“Bu dünya sana ne kadar güvenli öğretildi?”
Üçü de aynı noktada birleşir:
Kaygı, çoğu zaman bugünün yükü değildir; eski bir yalnızlığın bugüne taşınmasıdır.
İnsanın Kırılganlığı
“İnsan zayıf yaratılmıştır.”
Hatırladınız mı bu cümleyi?
Nisa Suresi 28. ayet…
Bu cümle, insanı küçültmez. Aksine rahatlatır.
İnsanın iradesinin ve gücünün yanında bazı zaafları da vardır.
Cinsel arzuları, mal ve makam arzusu, güç tutkusu, hırs... gibi arzular ve tutkular dengel bir şekilde karşılanmazsa insanı zayıflatır, sıkıntıya sokar.
Kaygılı insanın en büyük yükü şudur: “Ben neden böyleyim?”
İşte insanın aradığı cevabı bu ayet çok net verir. “Çünkü insansın!”
Psikoloji bunu şöyle söyler:
İnsan sinir sistemi hassastır. Yük arttıkça alarm yükselir. Bu bir kusur değil, yaratılışın parçasıdır.
Duygunun Geçiciliği
“Kalpler bazen yönelir, bazen uzaklaşır.” “Kalpler evrilir çevrilir!”
Bu söz, kaygıya bir kimlik vermez.
Kaygıyı “sen busun” diye mühürlemez. Sadece şunu söyler:
“Bu da geçer ve her hal değişir!”
Allah, kulun iradesini kullanarak kendisine yönelmesini ve dua etmesini ister.
Allah’ın kulunun duasına icabet etmesi yani her şeyin mutlak yaratıcısı olarak kulun iradesine göre fiilleri yaratması, kalpleri evirip çevirmesi, uzaklaştırıp yakınlaştırması anlamına gelir.
Terapi odasında en çok çalışılan cümlelerden biri şudur:
“Bu his benim mutlak tamamım değil.”
Kaygı gelir, kaygı gider ama insan kalır.
Psikoterapi Ne Yapar?
Psikoterapi kaygıyı susturmaz.
Çünkü susturulan kaygı gün gelir başka yerden bağırır.
Terapi, insana kendini regüle etmeyi öğretir.
Nefesiyle temas kurmayı… Düşüncesini yakalamayı…
Kaçmak yerine küçük küçük durabilmeyi…
Kaygıyı besleyen en sinsi şey; Sürekli kontrol etmek, sürekli sormak, sürekli emin olmaya çalışmaktır.
Psikoloji burada net konuşur:
Kısa vadeli rahatlama, uzun vadeli esarettir.
Bugünün İnsanı Nerede Yanılıyor?
Modern insan kaygıyı ayıp sanıyor.
“Güçlü olmalıyım”, “rahat olmalıyım”, “takmamam lazım” diyor.
Sonra mı? Sonra daha çok takıyor.
Oysa kaygı bastırılınca değil, anlaşılınca küçülür.
Bu noktada hikmetle psikoloji el sıkışır!
İnsan her şeyi kontrol etmek zorunda değildir.
Her ihtimali tek başına taşımak zorunda da değildir.
Unutulmamalı kikaygı, insan olmanın gölgesidir.
Psikoloji bize işleyişi, mekanizmayı öğretir.
Psikoterapi yolu açar, farkındalığı sağlar.
Ayet ve hadis ise insana şunu fısıldar:
“Yalnız değilsin!”
“Bozuk değilsin!”
“İnsansın ve insan olduğun için sadece biraz yorgunsun!”
Veselam!..