Diğergamlık ve paylaşımcılığın en güzel örneklerini Resûlüllah (s.a.v.)'in hayatında görüyoruz. Resûl-i Ekrem'den bir şey istenildiği zaman hiç boş çevirmez, şayet istenilen şey kendisinde varsa ona ihtiyacı da olsa verirdi. Yanında verecek bir şey yoksa ailesine gönderir, ailesinde de yoksa sahabe-i kiramdan birine havale ederek onun ihtiyacını gidermeye çalışırdı. 

****
Ashaptan Büreyde b. el-Eslemî evlenir, fakat düğün ziyafeti vermek için bir şeyi yoktur. Resûlullah (s.a.v.)'e gelerek durumunu arzeder. Resûlüllah onu muhterem eşi Hz. Aişe validemizin yanına göndererek, evde sepet içerisinde bir miktar taam/ hurma var, onu sana versin, der. O da gidip Hz. Aişe'ye durumu anlatır. Hz. Aişe sepetle hurmayı verir. Hâlbuki Resul-i Ekremi'n evinde o gün bu hurmadan başka yiyecekleri bir şey yoktu. (Ahmed, Müsned, IV, 58; Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saadet (trc. Ö. Rıza Doğrul), II , 80.)

****
Bir keresinde de bir kadın, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e bir bürde getirdi. (Bürde: ihram gibi dikişsiz bir elbise) Bürdeyi getiren kadın :Yâ Resûlallah, bu bürdeyi sana giydireyim diye kendi elimle dokudum, dedi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bürdeyi aldı. Zâten kendisinin böyle bir bürdeye ihtiyacı vardı. Sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o bürdeyi giyip (evden) yanımıza çıktı. Sonra bir adam gelerek: Yâ Resûlallah, bu bürde ne güzeldir! Bunu bana giydir, dedi. Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) de: (Peki) buyurdu. Sonra eve girince bürdeyi dürüp o adama gönderdi. Orada hazır olan cemâat adama:
Vallahi sen iyi etmedin. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bu bürde ihtiyacı olarak giydirildi. Sonra sen kendisinin bir şey isteyen hiçbir kimseyi reddetmediğini bildiğin halde Ondan bürdeyi istedin, dediler. Adam da (bu yadırgamaya karşılık): Vallahi ben bu bürdeyi giymek için istemedim. Öldüğümde kefenim olsun diye istedim, dedi. Sehl demiştir ki: Sonra bu zâtın vefat ettiği gün hakikaten o bürde onun kefeni oldu." (İbn Mâce, Libâs, 1.)
Allah Resûlü’nün ihtiyacı olduğu hâlde, kendisine getirilen bürdeyi en küçük bir çekince göstermeksizin çok da ihtiyacı olmayan birine ver¬mesi, benliğine işlemiş olan işarın / diğergamlığın tezahürüdür. Allah Resulü bu yaşantısıyla insanlara örneklik etmekle yetinmemiş, zihinlerde, mümin olmanın sorumluluk ve özveri gerektirdiği anlayışını hâkim kılmaya gayret etmiştir. 

****
Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sehâvet sahibi (cömert) Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Câhil sehâvet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever." (Tirmizî, Birr, 40)
Peygamber efendimizin terbiyesinde yetişen ailesi ve sahabe-i kiram da böyle idi. Onlar da diğer din kardeşlerini kendilerine tercih ederlerdi. Hicretin on üçüncü yılında Hz. Ebu Bekir'in hilafeti döneminin son günlerinde Bizanslılarla İslam ordusu arasında, bugün Ürdün sınırları içerisinde bulunan Yermük'te çetin bir savaş başlamış, Hz. Ömer'in hilafetinin ilk günlerinde Müslümanların zaferiyle neticelenmişti. Bizanslılar büyük kayıplar vererek mağlup olmuşlar, Müslümanlar da üç bin şehit vermişlerdi. 

****
İşte Huzeyfetü'l-Adevî Yermük vakasında bizzat yaşamış olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: "Yermük savaşı günü kimi yaralı yatan, kimi cansız serilen Müslüman cesetleri arasında amcamın oğlunu arıyordum. Yanımda azıcık su vardı. Şayet henüz ölmemişse hem bir-iki yudum içiririm hem de yüzünü gözünü silerim, diyordum. Nihayet kendisini baygın bir halde buldum:
"Su ister misin?" dedim. Gözleriyle: "Evet" cevabını verdi. Lakin bu arada öte taraftan bir inilti işitildi. Amcazadem suyu ona götürmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Hişam b. As imiş. Tam ağzına bir yudum su vereceğim anda biraz arkadan bir inilti daha duyuldu. Bu sefer de Hişam suyu içmekten vazgeçerek, gözleriyle "ona götür", dedi. Ben de o son nefesin geldiği yere gittim, lakin bîçareyi ölmüş buldum.

****
Hemen koşarak Hişam'ın yanına geldim, baktım ki ölmüş. Amcazademe koştum, o da ölmüş." (A. Abdülkadiroğlu, Mehmed Akifin Kur'an-î Kerim'i Tefsiri, s. 41)
Bilindiği gibi Peygamber efendimiz Hz. Aişe validemizin odasında vefat etmiş ve vefat ettiği yere defnedilmişti.
Daha sonra Hz. Ebu Bekir de vefat edince oraya defnedilmişti. Hz. Aişe validemiz de onların yanına defnedilmek istiyordu. Çünkü burası hem kendi odası idi, hem de orada medfun olanlar sevgili eşi Hz. Peygamber (s.a.v.) ile babası Hz. Ebu Bekir idi. Fakat Hz. Ömer şehadet sebebi olan sû-i kasta uğrayınca Hz. Aişe validemize haber gönderip, şayet izin verirse Resûl-i Ekrem'in yanına defnedilmek istediğini bildirmişti. Hz. Aişe validemiz de oraya defnedilmekten ferâgat ederek yerini Hz. Ömer'e vermiş, böylece onu kendisine tercih etmek yüceliğini göstermişti. (Buhârî, Cenâiz, 96.) 

14 Nisan 2022
Mustafa Soykök
Manisa İl Müftüsü

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.