Bu çoluk çocuk tayfası eğer iddia edildiği gibi yaşananların yalnızca görünen yüzüyse ve arkalarında daha büyük bir yapı varsa bunun ortaya çıkarılması gerekir.
Ülkede yaklaşık 20 milyar dolarlık bir fon büyüklüğü üzerinden çok ciddi bir kriz yaşandı...
Bu çok ciddi bir meblağ ve tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı olduğu SPK eliyle açıklandı.
Bunlar arasında çok sayıda nispeten küçük yatırımcı var...
Hepsi az paralarını kısa dönemde çoğaltıp ev, araba alma ya da iş kurma; çocuğunu koleje ya da yurt dışı eğitime gönderme hayali kuran insanlar...
Bu işin hem ekonomik hem de sosyolojik bir travma tarafı var.
Küçük yatırımcı, paranın bir şekilde piyasaya girdiği Borsa ve menkul kıymet ortamına çok uzun süre mesafeli duracak...
Bu paralar altın, döviz ve faize gidecek...
Gayrimenkulde hem kredi faizleri çok yüksek hem de fiyatlar şişirilmiş olduğu için hareket sınırlı kalabilir...
Altına giderse sıkıntı.
Altını önemli ölçüde ithal ediyoruz. Talebin artması altın ithalatını ve dolayısıyla cari açık üzerindeki baskıyı artırabilir. Yastık altına giden para da finansal sistemin dışına çıkar; bankacılık sisteminin kullanabileceği tasarruf ve likidite azalır.
Bu Varan 1.
Dövize giderse Merkez Bankası açısından ciddi bir kur baskısı ortaya çıkar. MB rezerv, faiz, likidite ve diğer para politikası araçlarıyla bu artışı frenlemek durumunda kalabilir.
Ama seçime kabaca 1,5 sene var...
Kurda sert bir yükseliş ve bunun enflasyona yansıması siyasi açıdan çok ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu Varan 2.
O zaman bu paranın TL'de ve mevduatta tutulması lazım.
Bunun için de TL'nin cazibesinin korunması gerekiyor.
Bu şartlarda faizleri hızlı biçimde düşürmek kolay değil...
Yüksek faiz ise kredi maliyetleri üzerinden üretimi, yatırımı ve iç ticareti baskılamaya devam ediyor.
Bu da Varan 3.
Hepsi birbirinden zor ve kötü.
O zaman ihracat ve iç ticaret hacmini artırmak lazım...
Burada da temel iki handikap var:
İhracatta rekabet gücünü ve ihracatçıyı ayağa kaldırmak adına kurun daha yüksek olmasını isteyenler var. Ancak kurdaki ciddi yükseliş yeniden enflasyon baskısı yaratır ve ithal girdiler üzerinden birçok ürüne zam olarak yansıyıp yaşam standartlarını daha da zorlaştırabilir...
İç ticaret ise nakit yokluğu, bankacılık politikaları, yüksek faizler, SGK ve vergi borçlarının tahsilatı için yapılan hacizler ve işletme sermayesi sıkıntısıyla ciddi biçimde yavaşladı.
“İş yapacağıma dükkânı kapatır, kiraya verip sermayeyi de nakde çevirip faize koyarım.” diyen çok kişi var artık...
Olmayan nakit döneminde yaklaşık 18–20 milyar dolarlık fon büyüklüğü üzerinden yaşanan bu kriz, yüz binlerce yatırımcının güvenini sarstı...
Bu, her ekonomiyi sallar.
Ve seçime yaklaşık 1,5 sene kaldı...
Varlık Fonu şirketlerinin hepsini satsak gelecek para bile böyle bir güven kaybının yarattığı sorunu tek başına çözmeye yetmez...
20 milyar dolar, çoluk çocuğun hayalet edebileceği ya da ülkedeki siyasilerin ve bürokratların görmezden gelebileceği bir büyüklük değil...
Burada önemli bir ayrım var:
Yaklaşık 18–20 milyar dolar, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğünü ifade ediyor. Bunun tamamının kaybolduğu ya da yatırımcı zararı olduğu bugün itibarıyla ortaya konulmuş değil.
Ama tam da bu nedenle sorulması gereken soru şu:
Bu büyüklükteki bir yapı nasıl bu hâle geldi?
Bu çoluk çocuk tayfası, eğer iddia edildiği gibi yaşananların yalnızca görünen yüzüyse ve arkalarında daha büyük bir yapı varsa bunun ortaya çıkarılması gerekir.
Çünkü gerçekten bu büyüklükte organize bir para hareketinin arkasında yalnızca kendileri varsa, 50 milyon liralık arabalar, yatlar, rezidanslar ve gösterişli hayatlarla bu kadar göze batmaları da ayrıca sorgulanması gereken bir durum...
Bunların paravan veya maşa olup olmadığına ise soruşturma sonucunda devletin ilgili kurumları karar verecek.
Benim şüphem, görünen tablonun arkasında daha büyük bir yapının bulunabileceği yönünde.
Siyonistler, Mossad veya başka bir yabancı istihbarat yapılanmasının bu işin arkasında olduğuna dair bugün kamuoyuna açıklanmış somut bir kanıt yok.
Ancak Türkiye'ye yönelik ekonomik operasyon ihtimalini de sorgulamak gerekir.
Çünkü devletler artık sadece silahla savaşmıyor.
Finans, ekonomi, istihbarat ve kamuoyu da mücadelenin bir parçası...
Golü atanın becerisi ile golü yiyenin beceriksizliği aynı terazinin kefeleridir...
Adam operasyon çekiyorsa, sen bu operasyonu yemeyeceksin...
Tedbir alınır, düzenlemeler yapılır, biraz kaynak yaratıp zamana yayılırsa bu iş elbet çözülür.
Kanama durdurulur, ameliyat yapılır ve iyileşme süreci başlar.
Ama seçime yaklaşık 1,5 sene kaldı ve bu işlerin ekonomik ve siyasi sonuçlarının bu kadar kısa sürede tamamen ortadan kalkması kolay değil...
Türkiye olmanın, geldiğimiz askerî ve siyasal gücün, özellikle İsrail ile yaşanan gerilimin bir bedeli olabilir...
Ama bunu mevcut Borsa ve fon krizinin doğrudan nedeni olarak ortaya koyabilmek için somut delil gerekir.
O zaman uyanık ve millî olmak lazım...
Şunu da not düşelim:
Bu operasyon iklimini birilerinin yaptıkları hatalar yarattı.
ABD' de fon soruşturmasıyla ilgili konuşan Erdoğan, "Ne finansal sistemimize ne Türkiye ekonomisine yönelik bir risk söz konusu değil." dedi. Bu açıklama dünyanın da merakla beklediği bir açıklamaydı, fon operasyonu gündeminde de kimselere verilmemesi gereken bir fırsat olması da önemliydi. Herşeye rağmen yapılan soruşturmada her gün artan gözaltı sayıları ve ifadelerden nerelere uzanacağı şimdiden kestirilemeyen bür süreç yaşanıyor. Öyle veya böyle ABD dönüşü Cumhurbaşkanını zor günler bekliyor...
Özellikle bugünlerde siyaseti iyi okuyun.
Ekonomik hamlelerin siyasal boyutlarını göreceğiz.
Bu süreçte siyasi isimler veya atanmış bürokratlar hakkında yeni iddiaların ve belgelerin muhalefet veya sosyal medya üzerinden gündeme getirilmesi de mümkün...
Sosyal medyada neler neler yapılacak, göreceğiz...
Hepimizin uyanık ve millî olması lazım.
Şimşek'in önümüzdeki dönemde görevde kalıp kalmayacağı da siyasetin önemli tartışma başlıklarından biri olacaktır.
Ben mevcut şartlarda görevde kalmasının giderek zorlaşacağını düşünüyorum...
Ya sonra?
Türkiye'de siyaset ve politika Türkiye içinde yapılır...
Ama sadece Türkiye'den yapılmaz...
25 Eylül 2026
Hasan Fatih Özsümer