Bir zamanlar dünyanın teknolojisini geliştiren, sanayisini yöneten, sermayesini kontrol eden ve siyasi kurallarını belirleyen Avrupa bugün bambaşka bir gerçekle karşı karşıya.
Özel girişim ve özel mülkiyet vardır. Özel sektörün yetersiz kaldığı, stratejik önem taşıyan veya ülkenin kalkınması açısından gerekli görülen alanlarda ise devlet devreye girer.
Birileri bir gün, “Hakikaten varmış bu kazın bir ayağı daha ve kazın ayağı öyle değilmiş.” derlerse, işte o zaman muhtemelen ayağına baktıkları kazın çoktan uçmuş olduğunu anlayacaklar...
“Bu kardeşiniz size emanet” derken de, “Sizin üzerinizde hiçbir güç tanımıyorum” mesajı verirken de aslında parti ile seçmen arasındaki ilişkiyi, lider ile millet arasındaki doğrudan bir ilişkiye dönü...
Biz suyun nereye akacağına hükmetmekle değil, suyu temiz tutmakla mükellefiz...
Ne yaparsak bunun için yapıyoruz. Ama nefsimizce yaşamak, bizi eninde sonunda Hayat Nehri'nin piranhalarla dolu kısmına mutlaka uğratıyor. Ve oraya yolu düşenler, Hayat Nehri'nden etsiz çıkıyor.
Türkiye'nin de artık benzer bir hedef belirlemesi gerekiyor. Dünyanın, "Bu ürün en iyi Türkiye'de üretiliyor." diyeceği birkaç stratejik alanda küresel lider olmalıyız.
Gerçek ekonomik büyüme; kredi genişlemesiyle, tüketimin artırılmasıyla ya da varlık fiyatlarının yükselmesiyle değil, üretim kapasitesinin artmasıyla gerçekleşir.
NATO gibi dünyanın en büyük askeri ittifakında köklü değişiklikler yapılacaksa, bunun hazırlıkları çok daha önceden başlamış demektir.
Bazı ülkelerde olduğu gibi sosyal medya uygulamalarına giriş kotaları ve sınırlamalar getirilmesi, bizde de er ya da geç gündeme gelecektir. Ancak bu konuda geç kaldığımız da bir gerçek.
Bizim kırsal nüfusumuzda çok ciddi bir azalma söz konusu. Bu, aynı zamanda doğurganlığın düşmesinin de sebeplerinden biri.
Biz hala vakit varken bağırıyoruz! “Adalet sadece mahkeme kararı değil; bir milletin nefes alma hakkıdır!”
Bu bağlantı sizi https://www.daremedya.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.