“Hocam çok dindarım ama içim hiç rahat değil. Yanlış mı yaptım, kabul oldu mu, eksik mi kaldı? Bir ihtimali atladıysam ya!..”
Psikolojinin penceresinden baktığımızda kaygıyı, korkunun abartılmış hâli değil, belirsizliğin beden bulmuş şeklidir olarak görürüz.
Psikolojinin penceresinden baktığımızda acelecilik ahlâkî bir kusur ya da etik bir problem değildir, bir regülasyon sorunudur.
Taksim, bu yüzden bazen özgürlüğün coşkusuna, bazen de kargaşanın gerilimine dönüşür.
Şimdi siz kalbinizin bir kısmına az sonra söyleyeceğim kadınlardan birini, diğer kısmına da bir diğerini modelleyin.
Çok eskilerden kalma, ta çocukluğumuzdan beri gelen bir bakış, bir söz, bir küçümseme…
Bazen toparlanmak yeniden yürümek değil, bir süreliğine oturup sessiz, sakin, dingin bir şekilde göğe bakabilmektir.
Bir de kıskançlığın karanlık bir his gibi göründüğü ama aslında kökü sevgide olan yönü vardır.
Zamanın hızına kapılmış sonbahar rüzgarındaki kuru yaprak sürüklenen bugünün insanı için bu iki kelime artık arkaik (eski dönemlere ait) tınlıyor.
Ve hayat imtihandır, hayat sabır, hayat şükür, hayat reddetmek ve hayat kabul etmektir.
Bir çocuğun (Mesela torunun Uzay’ın) gülüşüyle başlar, bir yaşlının (babanın) duasında büyür ve bir yalnızın sabrında olgunlaşır.
İşte o an anlarız, evren bize karşı değilmiş, sadece bizden biraz daha tecrübeliymiş.
Bu bağlantı sizi https://www.daremedya.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.