Psikoloji burada çok nettir. Sınır koymayı suçlulukla yaşayan kişi, çocuklukta sınır koyduğunda sevgiyi kaybetmiştir. Yani zihnin arka planında, “Hayır dersem, sevilmem.” kaydı/şeması vardır.
Yakup Peygamber’in acısı sessiz bir güçtür. Oğlunu kaybeder. Yıllarca bekler. Ağlar. Gözleri görmez olur. Ama dikkat edin, bu bir çöküş anlatısı değildir. Bu bir yasın onurlu anlatısıdır.
Allah, göğsünüzde olanı denemek ve kalplerinizdekini arındırmak için bunu yaptı. Allah kalplerin özünü bilendir.
Kontrol eden insan, dünyayı düzenlemek isterken farkında olmadan kendini ve alanını daraltır. Çünkü kontrol, genellikle iradeden değil, kaygıdan doğar.
“Hocam çok dindarım ama içim hiç rahat değil. Yanlış mı yaptım, kabul oldu mu, eksik mi kaldı? Bir ihtimali atladıysam ya!..”
Psikolojinin penceresinden baktığımızda kaygıyı, korkunun abartılmış hâli değil, belirsizliğin beden bulmuş şeklidir olarak görürüz.
Psikolojinin penceresinden baktığımızda acelecilik ahlâkî bir kusur ya da etik bir problem değildir, bir regülasyon sorunudur.
Taksim, bu yüzden bazen özgürlüğün coşkusuna, bazen de kargaşanın gerilimine dönüşür.
Şimdi siz kalbinizin bir kısmına az sonra söyleyeceğim kadınlardan birini, diğer kısmına da bir diğerini modelleyin.
Çok eskilerden kalma, ta çocukluğumuzdan beri gelen bir bakış, bir söz, bir küçümseme…
Bazen toparlanmak yeniden yürümek değil, bir süreliğine oturup sessiz, sakin, dingin bir şekilde göğe bakabilmektir.
Bir de kıskançlığın karanlık bir his gibi göründüğü ama aslında kökü sevgide olan yönü vardır.
Bu bağlantı sizi https://www.daremedya.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.