Psikolojinin penceresinden baktığımızda acelecilik ahlâkî bir kusur ya da etik bir problem değildir, bir regülasyon sorunudur.
Sen hangi köşende küle dönüştün? Hangi yük seni görünmez yaptı? Nerede “Ben yokum, ama işler yürüsün” dedin?
Kendi ışığını taşıyarak : Bir yaralının yanına karanlıkla girilmez. Işık gerekir…Sakinlik, sabır, sevgi gerekir. Söz değil, varlık gerekir.
Taksim, bu yüzden bazen özgürlüğün coşkusuna, bazen de kargaşanın gerilimine dönüşür.
Şimdi siz kalbinizin bir kısmına az sonra söyleyeceğim kadınlardan birini, diğer kısmına da bir diğerini modelleyin.
“Yalan,her zaman kötü niyet değildir bazen sadece utançtan doğar.”
Yetişkin görülmediğinde, belki kalbi kırılmaz ama ıssızlaşır, yalnızlaşır.
Kime yaklaşacağımızı, kime yüz çevireceğimizi, kimden uzaklaşacağımızı çoğu zaman bilincimiz değil, işte bu yumruk büyüklüğündeki et parçası olarak gördüğümüz kalbimiz ve onun hafızası belirler.
Çok eskilerden kalma, ta çocukluğumuzdan beri gelen bir bakış, bir söz, bir küçümseme…
Bazen toparlanmak yeniden yürümek değil, bir süreliğine oturup sessiz, sakin, dingin bir şekilde göğe bakabilmektir.
Bir de kıskançlığın karanlık bir his gibi göründüğü ama aslında kökü sevgide olan yönü vardır.
Ve bazen insan, kurtuluşunu küçük bir fısıltıda, küçük bir notta, küçük bir bakışta, küçük bir selamda bulur.
Bu bağlantı sizi https://www.daremedya.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.