Ne yaparsak bunun için yapıyoruz. Ama nefsimizce yaşamak, bizi eninde sonunda Hayat Nehri'nin piranhalarla dolu kısmına mutlaka uğratıyor. Ve oraya yolu düşenler, Hayat Nehri'nden etsiz çıkıyor.
Bir nefes aldın, hayat başladı...
Bir nefesi veremedin, bitti...
Aslında hayat, iki nefes arasında yaşanıyor. Ve bu iki nefesin arasına kocaman bir ömür sığıyor.
Aldın, veremedin... Arasında geçiyor her ne geçerse...
"Olmaz." dediğim sabahlar oluyor, "Bitmez." dediğim günler bitiyor.
Aslında her şey hızla akıyor. Ne olduğunu anlamadan, hayat nehrinin akıntısına kapılıp gidiyoruz.
Kimimiz tersine yüzüyor, kimimiz suyun götürdüğü yeri düşünmeden akışına kulaç atıyor.
Kimimiz bir ağaç kütüğüne sarılıp kendini yormuyor, kimimizse "Ya boğulursam?" korkusuyla olduğu yerde kalmaya çalışıyor.
Hangisi olursa olsun ya da daha başka ihtimaller de olsa, insan gitmesi gereken yere; sevse de, istese de gidiyor, sevip istemese de...
Oysa şaşırtan şeyler oluyor. Hepimiz biliyoruz ki bu hayatta şaşıracak hiçbir şey yok.
Ve hepimiz tedbir peşinde koşuyor, gelecek inşa etmeye çalışıyoruz.
Aslında en büyük yanılgımız; bizim gücümüzün bir yere kadar yettiği, ama nehrin akış gücünün hiç bitmediği gerçeğini unutmamızdır.
Kim bilir... Belki de birer Don Kişot'uz; Sancho Panza'sı olmayan...
Sağ çıkarız zannettiğimiz Hayat Nehri'nden hiç kimse sağ çıkmıyor.
Bu en büyük gerçeği göremiyoruz.
Görsek de işimize gelmiyor.
Hayatta en büyük keyfin nefsince yaşamak olduğunu zannediyoruz (!). Bu, bizim en büyük hedefimiz, idealimiz ve amacımız oluyor.
Ne yaparsak bunun için yapıyoruz. Ama nefsimizce yaşamak, bizi eninde sonunda Hayat Nehri'nin piranhalarla dolu kısmına mutlaka uğratıyor. Ve oraya yolu düşenler, Hayat Nehri'nden etsiz çıkıyor.
Üryan girdiğimiz Hayat Nehri'nden üryan çıkmak... Yani dünyayı ve dünyalıkları üzerimizde taşımamak...
Dünyayı elimizde tutmak; her an bırakmaya hazır olmak, bırakıp arkaya bakmamak ama onu sırtımıza yük etmemek...
Belki de başaramadığımız tam da bu...
Dünyayı kendimize yük ediyoruz...
Kadere inanıyoruz ama hem kendimize hem de gücümüzün yettiği herkese kader yazmaya kalkıyoruz...
İşte bu, en büyük gafletimiz...