Onların yaptığı eylemin ne sonuç doğuracağını kendileri de bilmezler.

Sadece duygularıyla hareket eden, etraflarında birçok bekâr erkek olmasına rağmen, evli erkeklerle takılmaları, dar zaman dilimleri içinde, normal hayatlarındaki insanlara söylenen yalanlarla kazandıkları zaman ve uydurdukları bahanelerle, soluk soluğa, yasaklı olduğu erkeklerle yatıp kalkma dürtüsü ile hareket eden kadınların, ruh hallerinin çok sağlıklı olduklarını hala düşünenler var mı?

Veya bu yasak aşklara “olabilir” diyebilecek, kaç kişi çıkar?

Hatta bir başkasına ait olan özel insanı hayatına değil ama yatağına alınca onla yaşadıklarına “bu benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez” diyebilecek kaç kişi var?

Erkeğin bunu demeye hiç hakkı yok, kadının ise bunu telaffuz edebilmesi, ahmaklığından ya da arsızlığından olacağı kesin. Zira bu yasak aşkın hep cephe gerisinde kalan diğer kadının hakkı, özeli veya sadakat denilen o olguyla, olan bitenlerden bihaber yaşıyor olmasının unutulmaması gerekiyor.

Bu içinde buram buram cinsellik olan ilişkilerde duygusallık tek taraflıdır. Bazen adam istediğini aldıktan sonra “uğurlar olsun” diyebilir.

Milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada milyarlarca farklı davranış biçimi olabilir.

Ancak genelleşmiş, herkesin kolaylıkla tahmin edebildiği seyirde ortaya çıkan genel tanımlı yasak aşklarda “ kazanma içgüdüsü ” ile bu tür ilişkilere kolaylıkla giren kadınların, dişilik savaşı verdikleri ortaya çıkıyor.

Bu tür kadınların psikolojik rahatsız ve hatta kendini beğenme hastalığı (Narsist) olduklarını düşünenlerin sayısı ile gerçekten böyle çıkan bilimsel veri sonuç sayıları da deyim yerinde ise burun buruna farkla görülebiliyor.

Uzmanlar bu hastalığı şöyle tarif ediyor ;

Abartılı şekilde kendine hayran olma, kendini beğenme, tüm güçlülük ve büyüklenmecilik” olarak tanımlanan narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler kendilerini yüceltirken, diğerlerini küçümseme ve aşağılama eğiliminde olurlar.

'Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi, hayranlık beklentisi ve empati yapamama, narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliklerindendir. Narsisistler, genellikle insanların takdirini, onayını, sevgisini, beğenisini ve hayranlığını kazanmanın peşinde koşarlar. Yürekten ve derinden sevemezler ya da üzüntü duyamazlar. Dışarıdan soğuk, mesafeli, kibirli, kendini beğenmiş ve çekici görünen narsist kişinin bu görüntüsünün altında, aslında incinmeye karşı aşırı derecede duyarlı, kırılgan, kendine güveninde ve kendine verdiği değerde eksiklikler bulunan bir yapıları vardır.

Bir başka kadınla kıyaslanmak her kadını rahatsız eder. Yasak aşkının karısıyla kıyaslanan bu tür kadınların ruh halini ve yüz halini görmek gerekir. Aslında içini kavuran bu kıyaslama zihnini de etkiler, sağlıklı düşünemez… Fakat acı gerçek şudur o, o erkeğin hep ikincisidir.

Onlar arzularıyla ön planda yaşayan zavallılardır. Onlar hep vicdansızlığın tavan yaptığı noktadadır.

Adamı baştan çıkarıp, yatağına ve koynuna alınca güya o kendince büyük bir başarı kazanmıştır.

Bir başka açıdan bakıldığında ise evli olan adamın da ondan pek farkı yoktur. Bu durumda halk dilinde kadını “ şerefsiz” olarak tanımlarsak erkeği de “iki kat şerefsiz” olarak tarif edebiliriz.

Mahalle arasında bu mevzu ortaya çıkınca “ vereni öperler” lafı ile bunu tarif eden ve yaptığı işi hünermiş gibi anlatan, karısı duysa altına kaçıracak kadar frensiz, balata yakmış erkeği ise nasıl tarif edersiniz, onu sizlere bırakıyorum.

Bu konu çok uzun ve tartışmakla bitirilemeyecek bir konu.

İşin özeti ise yine daha ilkokul sıralarında ahlak bilgisi dersinde ilk öğretilen öğreti söz ile tarif edilebilir. “ Sana yapılmasını istemediğin hareketi, sen de başkasına yapma”

Ama pozitif ayrımcılık bekleyen, cinsiyet ayrımcılığı konusunda çok sesi çıkan kadınların içinde böyle kadınlar da var. Böyle durumlarda foyası ortaya çıkınca, kendini değil, foyasını ortaya çıkaranları suçlayan, gözü dönmüş, ruhsuz, zavallı kadınların olduğu gerçeği de var.

Hayâ, ar, utanma sıkılma yok. Öyle ki, kaybedecek bir şeyi kalmadığında her türlü iftira ve pisliği atarak zamanı durdurmaya, gündemi değiştirip, kendini aklamaya çalışan tipler de neredeyse her gün gözümüzün önünde fink atıyorlar.

Öylesine bir iklim oluştu ki, televizyonların ikindi vakti ile akşam ezanı arasında kalan saatlerinde reyting rekoru kıran, birbirinin benzeri programların ana teması da yine bu yasak aşklar…

Ama bir kadının, bir başka kadını mutsuz etmesine, düzenini bozmasına yol açan, ihanet denilen o acıyı yaşamasına sebep olanında yine bir kadın olması asıl üzücü olan.

Evli olan, yani hesap vermesi gereken ve sadık kalması gereken erkekler iken, haksız yere tek suçlu gibi gösterilen kadınlardır. Onlar için söylenen sözler Türk filmlerinde replik olmuştur “yuva yıkan kadın”

Ancak birazcık akıllı iseler bir hemcinsini üzmemek adına, evli erkeklerden uzak durmalı ve duygularına ket vurmalıdırlar.

Vuramayanlar her türlü esarete ve hakarete de hazır olmalıdırlar. Zira toplumun içindeki “otokontrol refleks” bu tür vakalarda esnek olmaz, keskin ve kati ifadelerle tepkiyi ortaya koyar.

Yasak aşklar için şarkı yazanlar, şiir yazanlar olmuştur. Bu belki içinde “aşk” geçtiği için ruh halini duygusallığa sürükleyebilir. Ancak bunun adı aşk ifadesiyle tarif edilince sanki kutsanıyor diye düşünüyorum. Bu aşk değil, kedilerdeki mart sendromunun aynısı aslında, sadece konu insan olunca yılın tüm aylarında ortaya çıkan bir hastalık tablosu. Yani içi boş, aşk yok aslında…

Dedim ya aşk varsa da tek taraflıdır. Âşık olan, âşık olduğu adamın her gece başkasıyla uyumasına göz yuman kadındır.

Erkeği iki kadının ortasına koysalar çoğu zaman nikâhlı karısını tercih eder, hatasını affettirmek içinde, eşinin ayaklarına kapanıp yalvaran, “çocukları babasız bırakma” diye çocuklarını da kullanacak kadar alçalan,  şapır şapır ağzından ve gözünden yaşlar akan da o başkasına yasak, başka yerinden akan suları nasıl akıttığını unutan da hep erkek olmuştur. Ha bu arada ihaneti affetmeyen çok kadın olduğu da toplumumuzda çok sık görülen durumlardır.

Erkeğin evine girince telefonunda “o ararsa” diye numarası engellenen kadınlara söylenecek şeyler şunlar olabilir.

Siz dişiliğinizle kendinize çektiğiniz erkeğe başta iyi ve anlayışlı davranan ikinci kadın olarak hayatın olağan akışı gereği zamanla illaki rekabet duygusuna kapılıp çirkefleşeceğiniz için herif bundan gıcık kapmaya ve sadece sizi cinsel obje gibi görmeye ve bakmaya başlar. Kısa süre içinde de, prenses gibi yaklaşıp zamanla cadıya dönüşen siz ikinci kadının triplerinden sıkılarak "canım karım, cefakâr karım benim" tribine girer. Dedim ya siz hep ikincisiniz, işte böyle bir dönemin ardından küme düşer bu ligden de çekilirsiniz.  Günahlarınız sırtınızda kambur olur, terk edilmişlik günün her saniyesinde zihninizi zımpara kâğıdı etkisinde ovalar,  hele hele toplumun bu ruhsatsız aşk ortaya çıktığında size bakarken delen bakışları altında yok olur gidersiniz…

İhanet ve yasak aşklarda hep 3 kişi olur bunu hiç unutmamak gerekir. İhanete vesile olan, belki bedenen birlikte olur ama aslında hep beraber olduğu nikâhlı olan ile olduğu birlikteliktir.

O bedenen sıfır mesafedeki o yasak saatlerde, anlarda bile, o hep vardır aslında. Telefon çaldığında, sadece telefon değil, iki kişi daha titrer…

Kısaca; Evli adamla beraber olmak veya çıkmak, makam arabasına benzer. Binersiniz, inersiniz, binersiniz ama yine inersiniz. Ama o makam arabası hiçbir zaman sizin olmaz. O araba hiç gelin arabası da olmaz, sizi alıp eve de götürmez, sadece iş bittiğinde sizi aldığı yere bırakır... Yani yine inersiniz..

3 Temmuz 2022

Mustafa Temiz

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner7

banner7