Bazı ülkelerde olduğu gibi sosyal medya uygulamalarına giriş kotaları ve sınırlamalar getirilmesi, bizde de er ya da geç gündeme gelecektir. Ancak bu konuda geç kaldığımız da bir gerçek.
Ne yazık ki Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta bu facia bizim de başımıza geldi. Okullarda alarm sirenlerinin uzun zamandır çaldığı, tedbir alması gerekenlerin ise duyarsız kaldığı gerçeği, maalesef bizi de bu durumla karşı karşıya bıraktı.
Ülkede kanunlar yapılırken ya da köklü değişikliklere gidilirken, yeni uygulamaların toplumun değerleri ve gerçekleriyle uyum içinde olması; uygulamaların travma yaratmaması açısından son derece önemlidir.
Her yerde söylenir; tavla oynarken, okey oynarken, eliniz kötüyken “Bizim oğlan okumaz, doğru sanayiye” diye bir söz vardır. Bu söz, toplumun gerçeğidir. Okumak istemeyen, yeteneği ve kabiliyeti yeterli olmayan ya da ailesine ekonomik katkıda bulunması gereken çocuklar; ailenin okutmaya gücü yetmediğinde bu coğrafyada “usta olsunlar, meslek sahibi olsunlar” diye sanayiye verilirdi.
Ama artık biz bu çocukları zorla 12 yıl okula gönderiyoruz. Bu çocuk okumuyor, okumak istemiyor; ama sınıfta bırakmıyoruz, yeni disiplin yönetmelikleriyle okuldan atmıyoruz. Bir öğrenci tek defterle dört seneyi geçiriyor; ama biz o öğrenciye hâlâ sınıf geçirtiyoruz.
İşte sorun tam da burada başlıyor.
Bu öğrenci, ne kadar kural varsa ihlal etmeye devam ediyor; arkadaşlarına zorbalık yapıyor, çeteleşmelerde başrol oynuyor, sınıfın ve okulun düzenini bozup öğretmenlerine karşı geliyor. Böyle bir çocuk, sınıfta on öğrencinin, okulda ise çok daha fazlasının ahlakını ve düzenini bozabiliyor.
Üstelik bu çocuğun maddi problemleri de varsa, iş o zaman çığrından çıkıyor. Bu çocuklar illegal yapılara bulaşıyor ve okul dışındaki yasa dışı unsurların okulun içine taşınmasına sebep oluyor. En masum görüneni bile çocuklara iddia oynatmak, kupon yatırıp aradan para kazanmaya çalışmak oluyor.
Bu tablonun diğer yüzünde ise usta yetişmemesi gerçeği var. Hayatımızın sağlıklı sürmesi için ihtiyaç duyduğumuz tamirci, su tesisatçısı, marangoz gibi pek çok meslek alanında yetişmiş insan bulmak zorlaşıyor. Bu kesimin en büyük derdi çırak ve eleman bulamamak.
12 yıllık kesintisiz eğitim mutlaka gözden geçirilmelidir. Kaldırılmasa bile teknik ve meslek okulları üzerinden yeniden düzenlenmelidir.
Bunu bir kenara not edelim.
Sosyal medya artık bir tuzak; bunu kabul etmeyen yok. Ancak çocuğunu sosyal medyadan ve oyun sitelerinden uzak tutabilen aile sayısı neredeyse yok denecek kadar az.
Bazı ülkelerde olduğu gibi sosyal medya uygulamalarına giriş kotaları ve sınırlamalar getirilmesi, bizde de er ya da geç gündeme gelecektir. Ancak bu konuda geç kaldığımız da bir gerçek. Çocuklarımızın büyük bölümü artık bağımlı hâle gelmiş durumda. Özellikle VPN kullanımı bir şekilde sınırlandırılmalı; çünkü çocuklar, erişimi yasak olan oyun sitelerine VPN üzerinden kolayca ulaşabiliyor.
Bunu da buraya not edelim.
Millî Eğitim Bakanlığı sürekli ders konuları ve müfredatla ilgileniyor; bu önemli. Ancak eğitim dediğimiz yapı, disiplin mekanizmasıyla işler.
Öğretmeni edilgen, öğrenci ve veliyi sürekli etken ve baskın hâle getiren mevcut disiplin anlayışıyla okullarda eğitimin sağlıklı şekilde sürmesi mümkün değildir.
Yeni bir disiplin yönetmeliğine ihtiyaç vardır.
Baskılayıcı değil; yönlendirici, ahlaki değerleri önceleyen ve başkalarının haklarına saygıyı zorunlu kılan bir disiplin anlayışı oluşturulmalıdır.
Bunu da buraya not edelim.
Okullarda tek tip kıyafet uygulamasına mutlaka geri dönülmelidir. Çocuklar arasındaki ekonomik farklılıkların kıyafet üzerinden bir üstünlük aracına dönüşmesi engellenmelidir.
İllegal yapılara bulaşmış bir çocuğun yaşam tarzı ve harcama biçimi, diğer çocuklar için özendirici olabiliyor. Bu da, kötü niyetli yapıların ihtiyaç duyduğu insan kaynağını farkında olmadan büyütmemize neden oluyor.
Ve okul kantinleri… Günümüzün ekonomik şartları ortada. Uzun hesaplar yapmaya gerek yok. Ancak devlet okullarında çay, ayran, simit ve su gibi temel ihtiyaçların fiyatları makul seviyede ve devlet eliyle sabitlenmelidir.
Bugün belediyeye ait işletmelerde uygun fiyatlarla satış yapılabiliyorken, bazı okul kantinlerinde tostun 85-100 TL, çayın 15-20 TL arasında olması kabul edilebilir değildir. Ayranın 25 TL, suyun 10-15 TL’ye satılması da makul değildir.
Bir öğrenci için simit-ayran ya da tost-çay almak lüks olmamalıdır. İki çocuğu okuyan bir babanın, çocuklarının günlük harçlığı altında ezilmesi kabul edilemez.
Okul kapılarına X-ray cihazı koymak, polis görevlendirmek elbette önemlidir; tedbirdir, caydırıcıdır. Ancak içeride sorunlar büyürken, yalnızca giriş güvenliğini artırmak kimseyi mutlu etmez.
Eğitimin çözülmesi, ülkenin yarınlarının güvence altına alınması demektir.
Öğrencilerini korumak için kendini siper eden ve hayatını kaybeden öğretmenimize ve tüm kaybettiğimiz evlatlarımıza Allah’tan bir kez daha rahmet; ailelerine sabır diliyoruz.
Suçlu sosyal medya ya da oyunlar değil.
Suçlu biziz.
Bu sorumluluğu başkalarına yüklemek, gerçeği inkâr etmektir.