Psikoloji burada çok nettir. Sınır koymayı suçlulukla yaşayan kişi, çocuklukta sınır koyduğunda sevgiyi kaybetmiştir. Yani zihnin arka planında, “Hayır dersem, sevilmem.” kaydı/şeması vardır.

Sınır denince çoğu insanın içi daralır. Sınırı, sınır koymayı mesafe sanır, soğukluk sanır,
hatta bencillik addeder…

Oysa psikolojide sınır, sevgiyi azaltan değil sevgiyi mümkün kılan çok önemli bir yapıdır.

Bilirsiniz çerçevesi olmayan resim dağılır ve sınırı olmayan ilişki çok yorar.

Birçok insan “hayır” dediğinde hemen ardından suçluluk hisseder.

– Kırdım mı?
– Bencil mi oldum?
– Acaba yanlış mı yaptım?...

Bu duygu, ahlâktan, etik değerlerden, toplumsal kültürden değil, öğrenilmiş bir korkudan gelir.

Psikoloji burada çok nettir. Sınır koymayı suçlulukla yaşayan kişi, çocuklukta sınır koyduğunda sevgiyi kaybetmiştir. Yani zihnin arka planında, “Hayır dersem, sevilmem.” kaydı/şeması vardır.

Bu yüzden kişi sınır koyamaz ama içten içe küser, yorgunluğu artar, gönlü kırılır.

“Evet”i bol olan insanların ilişkileri uzun sürmez çünkü her evet, biraz daha kendinden eksiltir.

Hayır diyemeyen kişi:

– Sürekli uyum sağlar,

– Sürekli idare eder,

– Sürekli erteler…

Ama günlerden bir gün, hiç de aklında yokken bir anda kendisini tükenmiş olarak görür. Elbette kurduğu ilişkiler sürüyor gibidir fakat kep kullanılmıştır.

Psikoterapide bu duruma “ilişki tükenmişliği” denir.

İnsan ilişkiyi değil, artık kendini taşımaktan yorulmuştur.

Sınır uzaklaştırmaz, sınır düzenler.” Bu cümle çok önemlidir, altını kalın kalemle çizelim.

Sınır bize, “Buraya kadar ben varım, buradan sonra sen varsın.” der.

Bu bir ayrılık değil, bir yerli yerinde durma, yerini bilme ve bildirme hâlidir.

Sağlıklı sınır, ilişkiyi bölmez bilakis ilişkideki rolleri netleştirir.

İlişkide sınırlarla ilgili netlik gelince çatışma azalır, belirsizlik azalınca da kaygı düşer.

Hz. Peygamber’in insanlarla ilişkisine bakıldığında çok dikkat çekici bir denge görülür.

Yakındır ama yapışık değildir. Merhametlidir ama sınırları silik değildir. Dinler ama her yükü sırtlanmaz. Hadis bunu çok sade bir şekilde öğretir:

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Hadis-i Şerif)

Bu sadece tebliğ ilkesi değildir, bu bir ilişki ahlâkıdır.

Zorlaştırmak bazen bağırmakla, reddetmekle, itiraz etmekle değil, her şeye “tamam” demekle de olur.

Kur’an bu bu dengeyi tamamlar:

“Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez.” (Bakara, 286)

O halde sen de gücünün yetmediği yükü alma.

Bu, sadece fiziksel değil, duygusal yükler için de geçerlidir.

Kur’an’ın en temel ilkelerinden biri ölçü ve sınırdır.

“Biz her şeyi bir ölçü ile yarattık.” (Kamer, 49)

Sınır koymak, düzen demektir.

İlişkilerde ölçüsüz sevgi, niyeti iyi olsa bile sonunda adaletsizlik üretir. Sonra da insana haksızlık eder, ilişkiye haksızlık eder.

Sınır koymak ise sevgiyi kesmez bilakis sevgiyi korur.

“Hayır” demek kırmak değildir. Bazen “evet”in kıymetini kurtarmaktır.

O halde bu konuyu şu cümle ile hitama erdirebiliriz. “Sınırı olmayan ilişki fedakârlık üretir ama asla huzur üretmez.”

Vesselam!..