Sen hangi köşende küle dönüştün? Hangi yük seni görünmez yaptı? Nerede “Ben yokum, ama işler yürüsün” dedin?
Sevgili masal okuyucu…
Bu gece seni ihtişamlı bir masala değil, bir odanın karanlık bir köşesine götürüyorum.
Sobanın yanında genç bir kız oturuyor; ellerinde küllere sinmiş yorgunluk, gözlerinde ise söylenmemiş bir hikâyenin ağırlığı var.
O kızın adı Külkedisi.
Sarayın cazibesinden önce, mutfağın soğuğunda yalnızlığıyla tanışan kız.
Masalı anlatmayacağım sana.
Masalın Psikoterapötik bir analizini yapacağım.
Belki de masalda kendini ya da etrafında olan ve iyi tanıdığın birilerini göreceksin.
Hazır mısın?
Hazırsan başlıyorum.
Külkedisi bize şunu öğretir, “Görülmeyen emek, en derin yaradır.”
Terapide çok sık rastlarız, bir evin içini sessizce ayakta tutanlar ama kimsenin dönüp bakmadığı o görünmez kahramanlar…
Külkedisi tam burada karşımıza çıkar, “Kendisini yok ederek sevilmeye çalışan insanın sembolü.”
Çocuklarda bu şu şekilde görünür:
- “Uslu çocuk” olup kimseye yük olmamaya çalışma,
- Evdeki gerilimi azaltmak için çatışmayı üzerine alma,
- Fazla sorumluluk yüklenme,
- Değerini başarıya bağlama…
Çiftlerde ise tablo daha serttir:
- Bir taraf tüm duygusal emeği üstlenir,
- Diğer taraf konforlu koltuğunda oturur,
- “Ben ne yaparsam yapayım fark edilmiyor” çatlağı büyür,
- Bir süre sonra kırgınlık, sonra öfke, sonra sessizlik…
Külkedisi’nin sessizliği anne üveyliğiyle değilgörülmeyen emekle başlar.
Ve terapinin en sarsıcı cümlesi burada çıkar ortaya, “Kendini yok edersen kimse seni aramaz.”
Şimdi sana soruyorum sevgili dinleyici:
Sen hangi köşende küle dönüştün? Hangi yük seni görünmez yaptı? Nerede “Ben yokum, ama işler yürüsün” dedin? Bu sorulara akşam el ayak çekilince, kendi köşende yapayalnız otururken cevap ver.
Görülmeyen emek iki duygu doğurur:
- Yorgunluk(bedensel)
- Değersizlik (ruhsal)
Duygu odaklı terapide bu ikisi buzdağının üzerindeki kar taneleri gibidir.
Altta ise büyük ve suskun bir duygu saklanır, “Sessiz öfke!”
Külkedisi öfkesini ifade etmez ama masalın bir yerinde o öfke bir mucizeye dönüşür.
Bir peri gelir ve ona bir sorumluluk yüklemez, ona bir ihtimal verir.
Bugün hem çocuklar hem çiftler için ihtimaller oluşturmak gerekiyor.
Çocuk eğitimi için mini ödev:
Bu akşam çocuğuna şunu söyle:
“Evin yükünü taşımak senin görevin değil. Sen çocuksun.”
Bu cümle çocuğun omzundan yılların yükü alır.
Çiftler için mini ödev:
Eşine sadece şunu söyle:
“Senin görünmeyen emeklerini fark ediyorum. Bir süredir kıymetini söylememiştim ama şimdi görüyor ve teşekkür ediyorum.”
Bu cümle, evliliğin kaybolan ahengini geri getirir.
Külkedisi’nin periyle karşılaşması zannedildiği gibi sihir değildir. Bir tür ilahi adalet terazisinin dengeye gelişidir.
Tasavvuf ehli, “Kim kendini yok ederse, Hak onu görünür kılar” der.
Bu yok edişten kasıt kendini tüketmek değil, niyetin doğruluğudur.
Ama dikkat! Masalımızda, Külkedisi kendini yok ederken hak ettiği değeri alamamış yani terazinin kefesi tek taraflı kalmıştır.
İnsanın kaderi, terazinin dengesiyle düzelir.
Bir adım kendine saygı… bir adım öz değer… bir adım hakkını bilme…
Külkedisi’nin baloya gidişi içsel bir ayaklanmadır aslında, “Kül değilim, ben de ışığa layığım.”
Hipnotik Telkin (Ayakkabını Giy ve Kendine Yâr Ol):
Şimdi, gözlerini kapatmanı istiyorum.
Derin bir nefes al…
Kül kokusunun yavaşça dağıldığını hisset.
Bir mutfak hayal et… Loş… sessiz…
Bir köşede oturuyorsun.
Ellerinde yorgunluk, kalbinde sessiz bir hüzün var.
Sonra bir ışık beliriyor. Parlak değil… gözünü almıyor.
Sanki yıllardır içinden çıkmasını beklediğin bir cesaret gibi.
O ışık sana bir çift ayakkabı uzatıyor.
Kristal değil… Somut bir değer duygusundan yapılmış.
Ayağına yavaşça giy. İki şeyi fark edeceksin:
Ayakkabı ayağına tam oturuyor…
Çünkü o başkasının değil, senin ölçün.
Şimdi içinden söyle:
“Ben değeri hak ediyorum.”
“Görülmeyi hak ediyorum.”
“Benim emeğim kıymetlidir.”
“Artık küle değil, kendi ışığıma yaslanıyorum.”
Sakin ama bir o kadar derin bir nefes al.
Ayakkabınla ayağa kalktığını düşün.
Küllerin arasından yürüdüğünü…
Fevkalade bir zarafetle kendine yaklaştığını…
Ve hiç acele etmeden hazır olduğunda gözlerini açabilirsin.
…
Bu masalın psikoterapötik çekirdeği, görülmeyen emeğin benlik erozyonuna yol açan sessiz bir travma oluşunu görünür kılar. Külkedisi figürü, erken yaşta koşullu sevgiye uyum sağlamak için kendini silmeyi öğrenmiş; değerini yük almak, idare etmek ve görünmez olmak üzerinden kurmuş bireyin simgesidir. Klinik düzeyde bu örüntü; aşırı sorumluluk alma, çatışmadan kaçınma, duygusal emek sömürüsü ve karşılıksız verme döngüsüyle sürer. Çocuklukta “yük olmama” stratejisi olarak gelişen bu tutum, yetişkinlikte sessiz öfke, tükenmişlik ve değersizlik şemasıyla sonuçlanır.
Masalda periyle karşılaşma, dışsal bir kurtuluş değil, bireyin içsel öz değerinin yeniden örgütlenmesi, benliğin sınır çizme ve “hak etme” kapasitesinin aktive olmasıdır.”
Ayakkabı metaforu, kişinin kendine ait ölçüyü bulmasını, başkasının beklentileriyle değil kendi ihtiyacıyla yürümeyi temsil eder. Bu metin, terapötik açıdan iyileşmenin fedakârlığın arttırılmasıyla değil öz saygının, adil yük paylaşımının ve görünür olma talebinin meşrulaştırılmasıyla mümkün olduğunu güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır.
Ve Külkedisi’nin hikâyesi, unutulmuşların değil, içindeki ışığı geri alanların hikâyesidir.